aynı zamanda iktisatçı, düşünür, tarihçi, siyasetçi olan çok yönlü yazarımızdır. yaşadığı dönemini suyu arayan adam adlı otobiografisinde anlatmıştır. başlıca kitapları "tek adam","ikinci adam" ,"Lenin ve Leninizm", "İnkılâp ve Kadro", "İktisad Mücadelesinde Köy Muallimi ", "Halk İçin İktisadî Bilgiler ","Suyu Arayan Adam", "Menderes’in Dramı", "Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa", "Türkiye Ekonomisi", "Toprak Uyanırsa", "İhtilalin Mantığı", "Kahramanlar Doğmalıydı","Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar", "Lider ve Demagog"
kaynak:https://www.biyografya.com/biyografi/2316

(bkz:suyu arayan adam)
ivan aleksandroviç gonçarov adlı Rus bir yazar tarafından yazılmış klasik bir eser. romana adını veren baş karakter oblomov, tembelliğin vücut bulmuş halidir, ancak bu vücut insan içine çıkmaya bile üşenmektedir. ancak bu tembelliğinin yanında dürüst ve iyi bir insandır. bu kitaptan sonra ruslar, aşırı tembelliği tanımlamak için "oblomovluk" diye bir deyim kullanmaya başlamışlar.
(bkz:beyin) kitabı ile kendisiyle tanıştığım bilimi anlatılabilecek en akıcı ve en sürükleyici şekilde anlatma yeteneğine sahip güzel yazar
Devletin kalemini niye kırdın?İdam mahkumunun mahkeme hakiminesorduğu soru. Cevap: Oğlum sen manyak mısın? Mahkumun cevabı: Hayır ben ülkücüyüm.Emine Özgenç'in romanı GÜLDÜREN İŞKENCE romanından alıntıdır.
Büyük umutlarla başladığım ancak olayların çok çok hızlı ilerlemesi ve betimleme eksiklikleri yüzünden beklentilerimi karşılamayan (bkz:Yusuf atılgan) kitabı.
2016 yılında "Güneşin altında söylenmemiş söz var, her söz sahibini arar" sözüyle yayın hayatına başlamış Samsun merkezli edebiyat dergisi. Söylenmemiş sözleri sahiplenerek Türk Edebiyat literatüründe yerini almıştır.
http://edebice.net/
roman karakteri harry içinde keşfettiği bozkırkurdu ile bir yaşam sürmeye başlar. kendi kimliğinde beliren zıt karaktere bozkırkurdu adını vermiştir. harry sonuna kadar hayatı yaşamaya zorlarken kendini, bozkırkurdu onu bambaşka diyarlara sürer. harry hayatı,öğrenmiş, yada öğrendiğini zannetmiş yetişkin bir insan. kitap boyunca bu mücadele görülecektir. kitabın başlangıcında bozkırkurdu üzerine incelemede şu şekilde tanımlanacaktır: "gecelerin insanı olması da bozkırdurdunun belirgin özellikleri arasındaydı. sabah onun için, günün korkup çekindiği, kendisine hiç uğurlu gelmemiş bir vaktiydi. yaşamında hiçbir sabah yoktu ki, şöyle doğru dürüst bir neşeyle, doğru dürüst bir sevinçle dolmuş olsun içi; öğle öncesinde hiçbir saat yoktu ki, elinden iyi bir iş çıkmış, aklına parlak düşünceler gelmiş, kendisinin ve başkalarının yüzünü güldürebilmiş olsun. ancak öğleden sonraları ısınıp canlanıyor, iyi günlerinde ancak akşamüzerleri verimli, enerjik biri olup çıkıyor, bir kor gibi yanıp tutuşuyor bazen,gönlü şenlendiriyordu. yalnızlık ve bağımsızlık gereksinimi de işte buradan kaynaklanmaktaydı."(bkz:herman hesse)
Bedava yaşıyoruz, bedava;
Hava bedava, bulut bedava;
Dere tepe bedava;
Yağmur çamur bedava;
Otomobillerin dışı,
Sinemaların kapısı,
Camekanlar bedava;
Peynir ekmek değil ama
Acı su bedava;
Kelle fiyatına hürriyet,
Esirlik bedava;
Bedava yaşıyoruz, bedava.
(bkz:Orhan Veli Kanık)

soylu, çevresince bilinen bir adam ansızın bir suç işlemenin zevkine varınca bu zevk onu uçuruyor ve yıllardır kendinden sakladığı kendiyle ani bir buluşma yaşıyor, ardından şehrin en karanlık köşelerine girerek kendini kirli sokakların ortasında buluyor. kendini yeni yeni fark eden bu adamın öyküsünden muhakkak herkes kendinden bir şeyler bulacaktır. hikaye başta çok kısa bir süreliğine sıkıcı gelse dahi zweig farkını ilerleyen zamanlarda her zaman olduğu gibi hissettiriyor. şahsım adına söyleyebilirim ki zweig'ın benim gözümde en iyi eserlerindendir.

(bkz:stefan zweig)
John steinbeck'in "bugüne kadar yazdıklarım, bu kitap için bir hazırlık niteğindeydi" dediği, kendi hayatını da dahil ettiği çok iyi kurgulanmış romanı. Kendi ailesi etrafında hayatları kesişen farklı insanlar. Her insanın temsil ettiği farklı bir kavram var aslında. Bazen tüm kavramlar bir kişide toplanıyor, bazense tek bir kavram tek bir insanda vücut buluyor. Uzunca bir kitap olmasına rağmen akıcı olması sebebiyle aralıksız okunabiliyor. (bkz:John steinbeck)
Mutaassıp bir ailede baskı ile büyüyen rabianın hafızlık serüveni ile sinekli Bakkaldan paşa konağına uzanan hayat yolculuğunu anlatır. Aynı şehirde iki farklı dünya vardır. Birinin kökleri geçmişten kopmak istemez, diğeri ise köklerine düşman. Anne hafız, baba meddah, Rabia ise hepsinden biraz. Halide Edip'in ölümsüz eseridir. (bkz:Halide Edip adıvar)
Henryk Sienkiewicz'in akıcı ve atmosferik tasvirleriyle giden bir kitabı. Bu kitaptan çok keyif almıştım. Çünkü aynı isimli Mount and blade oyununu oynarken kitaptan oyun yapıldığını öğrenince o hevesle bulup okumuştum. Ayrıca yine aynı isimde bir de film yapılmıştır.
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
(bkz:Faruk Nafiz Çamlıbel)
ÇINGI Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi. Kayseride aylık olarak yayınlanıyor.
Şanlı Türk askerinin canla başla savaşıp 1 milyon askere yakın şehit verip yine de düşman geçirmeyen kahramanların destanıdır. 18 MART ZAFERİNİ KUTLUYOR ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN DİYORUZ <3<3<3
"insan bazen yanı başındaki bir kitapta bütün hayatının yazılı olduğunun farkına varamıyor"
Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle…
Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi.

“Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler.”

Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler
Patron çıkardılar, karşılaştırdılar,
Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler
Şarkılara başladılar ölmüş bir at için
Makaslarını bırakmadılar
Bekleniyorlardı.

“Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
Sen açardın,
Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen!
Tüylerin karaparlaktı. Koşumların,
-kokulu yağlarla ovulup parlatılan-
nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.

Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at!
Toynaklarını liflerle ovardık
Senin karaya boyanırdı koşuşun
Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri.
Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından
Ne güzel gözlerin vardı Kara at!
Binlerce kişi,
-çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut
darmadağın giysileriyle herkes
körler ve cüzzamlılar,
bütün kutsal kitaplar kalabalığı,
ermişler, kargışlılar ve günahlılar
gebe kadınlar, vâz edenler
ve dondurmacılar ve at cambazları ve
tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle
Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve
yalvaçlar…-
ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş
senin mutlu ovanı doldurup
haykırırlardı.
Büyük sesler içinde sen, geçerdin..
...
“Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
En güzeli oydu işte, yüzünün
savaşla ilişkisi.
Boydanboya bir karşıkoyma, denge
ve istekli bir azalma. Onu bilirdik.
O ağaç senin kanınla beslenirdi,
hepimizi besleyen.
Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
senin karşında,
alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği…”

TURGUT UYAR

(bkz:Turgut Uyar) (bkz:Göğe bakma [bkz]Tomris Uyar)durağı[/bkz]