Spoiler içerebilir!
Cengiz Aytmatov'un bütün kitaplarını okuduğumu sanıyordum ki bir kitap sitesinde rastladım Kassandra Damgası'na. Roman kahramanı Filofey insanlığın gitgide kötülüğe saplandığı bir dünyada, embriyoların isyankar sinyallerini açığa çıkarır ve bu yolla insanlığın uyanışını sağlamaya çalışır. Çıktığı uzay yolculuğunda isteyerek uzay aracında kalır ve dünyaya dönmeyi reddeder. Uzayda inzivaya çekilse de insanoğlunun dünyaya gelişi üzerine araştırmalar yapar ve embriyoların dünyaya gelmek istemediklerine dair bazı kassandra damgası adını verdiği birtakım işaretler keşfeder ve bunu dünya kamuoyuna duyurur. Kitap bu olayınnsanlar arasında yarattığı kaosu el alır. Kitabın iskeletinde bu olay var. Etrafında ise hiç de yabancı olmadığımız iki yüzlü siyaset, hırslar uğruna telef edilmiş onurlar ve herşey rağmen kalabalığa karşı direnmeye çalışan bir avuç insan... Kitap boyunca insanlığın bataklıkta çırpınışı görebiliyoruz. Romanı okurken gerçekten bu dünyaya gelmek isteyip istemediğimiz sorulsaydı sanırım çok da olumlu bir sonuç ortaya çıkmazdı diye düşünmeden edemedim. Etrafımda dünyaya geldiğine bin pişman birçok insan olduğunu görünce üstat çok doğru bir noktaya değinmiş diyebiliyorum. İyi okumalar... Roman kahramanı Filofey insanlığın gitgide kötülüğe saplandığı bir dünyada, embriyoların isyankar sinyallerini açığa çıkarır ve bu yolla insanlığın uyanışını sağlamaya çalışır. Çıktığı uzay yolculuğunda isteyerek uzay aracında kalır ve dünyaya dönmeyi reddeder. Uzayda inzivaya çekilse de insanoğlunun dünyaya gelişi üzerine araştırmalar yapar ve embriyoların dünyaya gelmek istemediklerine dair bazı kassandra damgası adını verdiği birtakım işaretler keşfeder ve bunu dünya kamuoyuna duyurur. Kitap bu olayın insanlar arasında yarattığı kaosu el alır.
(bkz:david eagleman)'in mükemmel kitabı. bu sene okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyendi. kısa bir alıntı; "Öyleyse nedir gerçeklik? Gerçeklik, yalnızca sizin seyredebildiğiniz ve kapatamadığınız bir televizyon programı gibidir. Ancak ne büyük bir şans ki, izlemeyi umabileceğiniz en ilginç programdır bu: kurgudan geçmiş ve kişiselleştirilmiş halde, yalnızca sizin için sunulan bir program."
Kelimeleri ruhların süzgecinden süzüp kağıda döken, Türk edebiyatında baş tacı edilmesi gereken yazar. Modernleşme çabası içindeki toplumun çeşitli sınıflardaki bireylerini psikoanalizle bize sunar. Bize anlattığı karakterler hep biraz bize benzer.
(bkz:tutunamayanlar)
Atsız'ın Kürşad'ın 40 çerisinden birine verdiği isim. Hem cüssesi hem de savaşçılığıyla ünlü. Çinli bir filozofla konuştuktan sonra, felsefe ile açlığın tokluğa dönüşeceğini umarak filozof olmaya karar vermiş, felsefenin karın doyurmayacağını anladıktan sonra vazgeçmiştir.
Günümüzde sözlüğümüz kurucu yazarlarından ve tasarımcılarından biri olmaya karar vermiştir.
(bkz:Bozkurtların ölümü)
Genelde türk hükümdarlarının hikayelerini yazar. Alp er tunga ve mete han kitaplarını birkaç kez okumuştum. Betimlemelerini ve olay örgülerini beğeniyorum.
"Arayan felícia'ydı, General franco'nun imzası olan emirler arama, asla bulamazsın, diktatörler sadece ölüm hükmü imzalamak için kalem kullanır."

(bkz:Jose saramago)
1844-1900 yılları arasında yaşamış, farklı konularda farklı üslüplar kullanarak yazılar yazmış filozof, filolog, yazar.
Bulaşıcı bir hastalık olarak ortaya çıkan körlük, bir anda herşeyi nasıl da berbat edebiliyor. Kaos dediğimiz şey ne? Tam olarak yaşadığımız herşey. Kitabı okuduğumda henüz dünya bu kadar çıldırmamıştı. 1 yıllık süreçte doğal afetler, savaşlar, bulaşıcı hastalıklar vb. dünya topyekün sonuna doğru sürüklenirken sadece bir felaket üstünden bize ayna tutan Saramago'ya saygılar....
(bkz:yılmaz erdoğan)'ın şiir kitabı. nadiren şiirlerini beğenirim ve bence en iyi şiiri bu kitapta

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır
19. yüzyılda yaşamış rus yazar. sadece üç kitap yazmıştır. bunların en önemlisi ve dünyaca tanınanı oblomov dur.
(bkz:hüseyin nihal atsız)'ın derleme hikayelerinden oluşturulmuş bir kitap.


"Gemi yavaş yavaş batıyordu. Rüzgâr durmuştu. Sanki kâinat nefes almaktan korkuyordu." - sayfa 35

"Ebedi bir beyazlık ve uğuldayan fırtına... İhtiyar baba ve küçük kız gidiyorlar. Yollar uzuyor. Çünkü yollar kahpedir. Yollar elemle uzar ve sevinçle kısalır... Soğuk... Fırtına... Ümitsizlik ve... Uzayan yollar... İhtiyar, küçük kızın elini daha sıkı tutuyor: "Haydi kızım" diyor, "gece basmadan köye varalım" ve fırtına kuduruyor..." - sayfa 40

"Kız susuyor... Erkek de susuyor... Yaramaz kuş yoruluyor ve tembel böcek uykuya dalıyor... Ay... O, bütün esrarı biliyor... Ay herşeyi görüyor... Fakat Ay naziktir... Ve kendi fazlalığını anlıyor: Bulutun arkasına çekiliyor..." - sayfa 56

"Ey savaş!.. Sen acı ve korkunç, kanlı ve berbat, çirkin ve yıpratıcısın… Fakat sen büyük ve azametlisin… Bunun içindir ki insanlar sana ebediyen tapınacaklardır." - sayfa 69
Geç tanıdığım bir şair Suat taşer. bu şiirini sevdim. aç yüreklerimizin besini umudun şiiri:
Yaşamak ummaktır.
Yeşil yapraklar umar
şu beli bükülmüş agaç,
yelkenler rüzgar umar
bir kız tanırım, sarışın
sevgilisini esmer umar.

Aç karnına istiklal umar
Bombay'lı amale, Cava'lı topraksız,
Hamburg'lu ana ekmek umar,
Paris'li çocuk intikam
ben sulh umarım
Ramazan oğlu Recep
kışlanın duvarına vermiş sırtını
memleketten mektup umar
ve her talim dönüşünde,
her nöbete çıkışında tezkere umar.

Ummaktır yaşamak.
Çık bu saatte evinden
kilitle odanın ve kalbinin kapılarını,
keder seni evde bulmasın,
pişmanlık geri dönsün kapından.
Vehimlerini azat et;
soyun hatıralarından,
tazelensin adımlarındaki kuvvet
doğacak günü yolda karşıla:
yeni umutlarla başlar yeni gün;
tahammül umuttan doğar.
Zaman bizim dostumuzdur, unutma
en az HÜRRİYET kadar.

Ummaktır yaşamak.
İbret al, ders al geceden
çevir başını gökyüzüne
yıldızlara bak.
Güneşli sabahların umududur yıldızlar.

Bir vedalık hükmü var hayatın,
ölümün vakti saati sorulmaz.
Serçe kuşu gibidir umut,
dal yorulur, serçe yorulmaz.

Suat Taşer
(bkz:suat taşer)
ilk beşimdeki yazarlardan (bkz:jack london)'ın bir köpeğin hikayesini köpeğin gözünden ele aldığı kısa romanı

“Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hâli vardır. Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esrime hâli, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hâli sanatçıyı etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar; bir askeri etkisine aldığında o asker cephede savaş çılgınlığına kapılarak düşmanına en ufak merhamet göstermez.” sayfa 37
İkinci yeninin öncü şairlerinden biri olan Turgut Uyar Türk şiirinin önemli isimlerindendir. İlk şiiri yad olup 1947de yedigün dergisinde yayınlanmıştır. Aynı zamanda şiir kitabının ismi olan göğe bakma durağı şiirinden bir dörtlük, sosyal medyada göğe bakarak çekilmiş fotoğraflara mutlaka eşlik eder. Etmesin mi etsin tabi. Şiir de insanı anlatmaz mı sonuçta.
Şairin Tomris Uyara olan aşkını bilmeyen yoktur. Bir de dönemin ünlü şairleri ile birlikte düzenlenen bir ölmeme günü hikayesi var. Aynı Masada Turgut Uyar, Tomris Uyar, edip Cansever, cemal Süreyya...masada neler konuşulmuş, ne şiirler söylenmiştir kim bilir.
(bkz:Tomris Uyar)(bkz:İkinci yeni)(bkz:Göğe bakma durağı)(bkz:Tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatır şiirdir) (bkz:Terziler geldiler)
İnsanlar doğuştan iyidir, sizce de öyle midir yoksa içi karanlık insanların kendini avutma biçimi midir ?
İnsanlar doğuştan ne iyidir ne de kötüdür. İnsan kendi belirler ne olduğunu, kimine göre yapılan kötülük iyiliktir kimine göre yapılan kötülük iyiliktir. Kısaca kime göre neye göre, bir bakıma bu durum adem ve Havva dan mı geldik yoksa hücrelerden mi meydana geldik sorularını da getirir. Adem ve Havva nın ceza için yollandığı dünyada yaşıyoruz acaba onlar da iyiler miydi de sürgün edildiler. Cennete girmek için iyi olmak mı zorundayız? Cehennem sadece kötüler için midir? Peki ya kötü insanlar kendi çaplarında yaptıklarını iyilik olarak görüyorsa cehennemi hak eder mi ? yoksa günümüzün iyilik kavramında olma mecburiyetinde mi olmak zorundalar cennet için. Bilmiyoruz çünkü her insanın iyilik anlayışı farklıdır kötülük de buna dahildir tıpkı Adem ve Havva nın, kendinden başka içlerinin kimsenin bilememesi gibi. Diğer bir duruma göre hücrelerden meydana geldik acaba o dönemin insanları nasıldı? Bilinçsiz bir organizma mıydı? yoksa saf doğuştan iyi bir varlık mıydı? Günümüze bakılırsa tüm dünyanın dilinden düşmeyen meşhur ırkçılık kelimesi. Acaba ırkçılık yapan insanalar iyi midir , yoksa ırkçılık yaptıkları insanlar kötü müdür ? En basit cevabı ise yetiştirilme biçimidir. Bir insanın kötü olma sebebi ailesidir, tam tersi olarak iyi olması da ailesi ile ilgilidir fakat nereye kadar ? Bir insan iyi ya da kötü olduğunu sorgulamaya başladığı zaman anlar, bir şeyin özüne indiğinde anlar evreni, kahinatı sorguladığında anlar Adem ve Havva dan mı geldik? Onlar sandığımız kadar iyi midir? Bizi Tanrı mı yarattı ? Yoksa hücrelerden mi meydana geldik ? soruları bunların en çok rastlanılan sorularıdır. Sokrates in de dediği gibi “Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez” düşünmenin sınırı yoktur. Bir insan ne kadar sorgularsa, düşünürse o kadar kendini tanır, bebeklikten bir yaşa kadar ailesi çocuğun kendini tanımasına yardımcı olur ya da görmek istedikleri insan mı yapmaya çalışırlar ? İyi olanı iyi yapan şey nedir niyet midir? Yoksa doğuştan iyi olması mıdır? Bilemeyiz… İyilik ve Kötülük göreceli bir kavramdır kimine göre iyi biçimde kimine göre kötü…
2016 yılında "Güneşin altında söylenmemiş söz var, her söz sahibini arar" sözüyle yayın hayatına başlamış Samsun merkezli edebiyat dergisi. Söylenmemiş sözleri sahiplenerek Türk Edebiyat literatüründe yerini almıştır.
http://edebice.net/
Bu sene içerisinde okuduğum en etkileyici bölüm (bkz:milan kundera)

"kapıyı çalıyor ve kendinden beş yaş büyük ağabeyi kapıyı açıyor. el sıkışıp birbirlerine bakıyorlar. bunlar son derece yoğun bakışlar ve meselenin ne olduğunu ikisi de çok iyi biliyorlar: kardeş kardeşe süratle, belli etmeden birbirlerinin saçlarını, kırışıklıklarını, dişlerini kayda geçiriyorlar; ikisi de karşısındakinin yüzünde ne aradığını biliyor ve ikisi de ötekinin aynı şeyi kendisinde aradığını biliyor. bundan utanıyorlar, çünkü aradıkları şey, ötekini ölümden ayıran olası mesafe ya da daha hoyratça söylersek, ötekinde beliren ölümü arıyorlar. bu ölümcül sürüşü çabucak bitirmek istiyor ve onlara bu uğursuz birkaç saniyeyi unutturacak bir cümle bulmak için telaşlanıyorlar, bir hitap, bir soru ya da mümkünse (bu tanrı'nın bir armağanı olurdu) bir şaka
(ama onları kurtaracak hiçbir şey gelmiyor).

"gelsene," diyor sonunda ağabeyi ve josef'i omuzlarından tutarak salona götürüyor." -sayfa 43
"yer yüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır", dedi yüreği delikanlıya. "Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu, pek az insan izliyor; oysa bu yol, Kişisel Menkıbenin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.

-Paul Coelho
Büyük umutlarla başladığım ancak olayların çok çok hızlı ilerlemesi ve betimleme eksiklikleri yüzünden beklentilerimi karşılamayan (bkz:Yusuf atılgan) kitabı.
Köse Kadı ve Uçtaki Adam,Sokakta,Göç Zamanı Bahaettin Özkişi'den okunacak kitaplar.Ötüken Yayınevinden.
dostoyevski'nin ilmek ilmek kurgulanmış, ölmeden önceki bıraktığı son başyapıtı.