“Tuhaf, onu özlemiyorum; fazla bir şey hissetmiyor oluşum garip,” dedi Montag. “Ölse bile, az önce fark ettim, üzüleceğimi sanmıyorum.
Bu doğru değil. Bende bir bozukluk olmalı."
“Dinle,” dedi Granger onun kolunu tutup elleriyle geçmeleri için çalıları aralayarak birlikte yürürken, “Bir heykeltıraş olan büyükbabam ben çocukken öldü. Ayrıca verebilecek çok fazla sevgisi olan çok iyi bir adamdı ve şehrimizin bir sürü gecekondu semtinin temizlenmesinde büyük yardımları olmuştu. Bize oyuncaklar da yapardı.
Yaşarken milyonlarca şey yapmıştı. Elleri her zaman bir şeyler yapmakla meşgul olurdu. Ve öldüğü zaman, birden onun için ağlamadığımı, fakat yaptığı şeyler için ağladığımı fark ettim. Ağladım, çünkü artık onları hiçbir zaman yapamayacak, tahta parçalarını oyamayacak, bize arka bahçede kumru ve güvercin yetiştirmede yardım edemeyecek, her zaman yaptığı gibi keman çalamayacak ve şakalar yapamayacaktı. O bizim bir parçamızdı ve öldüğü zaman bütün hareketleri bir daha tekrarlanmamak üzere durdu ve öldü.

(bkz:ray bradbury)