Devletin kalemini niye kırdın?İdam mahkumunun mahkeme hakiminesorduğu soru. Cevap: Oğlum sen manyak mısın? Mahkumun cevabı: Hayır ben ülkücüyüm.Emine Özgenç'in romanı GÜLDÜREN İŞKENCE romanından alıntıdır.
roman karakteri harry içinde keşfettiği bozkırkurdu ile bir yaşam sürmeye başlar. kendi kimliğinde beliren zıt karaktere bozkırkurdu adını vermiştir. harry sonuna kadar hayatı yaşamaya zorlarken kendini, bozkırkurdu onu bambaşka diyarlara sürer. harry hayatı,öğrenmiş, yada öğrendiğini zannetmiş yetişkin bir insan. kitap boyunca bu mücadele görülecektir. kitabın başlangıcında bozkırkurdu üzerine incelemede şu şekilde tanımlanacaktır: "gecelerin insanı olması da bozkırdurdunun belirgin özellikleri arasındaydı. sabah onun için, günün korkup çekindiği, kendisine hiç uğurlu gelmemiş bir vaktiydi. yaşamında hiçbir sabah yoktu ki, şöyle doğru dürüst bir neşeyle, doğru dürüst bir sevinçle dolmuş olsun içi; öğle öncesinde hiçbir saat yoktu ki, elinden iyi bir iş çıkmış, aklına parlak düşünceler gelmiş, kendisinin ve başkalarının yüzünü güldürebilmiş olsun. ancak öğleden sonraları ısınıp canlanıyor, iyi günlerinde ancak akşamüzerleri verimli, enerjik biri olup çıkıyor, bir kor gibi yanıp tutuşuyor bazen,gönlü şenlendiriyordu. yalnızlık ve bağımsızlık gereksinimi de işte buradan kaynaklanmaktaydı."(bkz:herman hesse)
Doğa öz, sistem biçimdir. Doğa erdem, sistem tezgahtır! Doğa ölçüdür, doğa tarafsızdır; doğa affetmez ve acımaz, hükmü sürdürecek ve öcünü alacaktır. Ölüm de bunlardan biridir.
(bkz:Osman Pamukoğlu)
çok sevdiğim şiirlerden olan bir ahmed arif şiiri. rasim öztekin'in seslendirmesi vardır, kesinlikle onun sesinden de dinlemenizi öneririm.


(bkz:ahmed arif)
türk edebiyatında okuduğum en farklı, en sarsıcı romandır benim için. oğuz atayı çok anlatamam, kelimeler kifayetsiz kalır. okuyun derim. (bkz:oğuz atay)
kitap ismi yüzünden büyük ön yargı beslediğim hatta uzunca süre yazara antipati duyduğum, (bkz:yılmaz erdoğan) kitabı. kayıp kentin yakışıklısı ile kast edilen kişinin amcası olduğunu öğrendiğimde bu ön yargının yersiz olduğunu anlamıştım ama kitap yine de beklentilerimi tam olarak karşılamadı
Çek asıllı yahudi bir ailenin çocuğu olan Kafka, bir yazarı ölümsüz yapabilecek eserleri ortaya çıkarabilecek yeterince acı tecrübeye sahip bir yazar. Yazar 1. Dünya savaşını, devletlerin çöküşünü, dünyan yeni bir düzene doğru giderken insanların oradan oraya nasıl sürüklendiğini görmüş, bunun yanı sıra babasından hiçbir zaman onay alamamış bir adam olmanın ağırlığını her zaman üzerinde hissetmiştir. Acı içinde kıvranan ruhunun meyveleridir kitapları. O yüzden değerlidir. Ruhunda kopan fırtınaları okuyucusuyla paylaşmak, yükünü hafifletmek gayesiyle yazmadı belki de... Ama okuyucu her okuduğu kitapta Kafka ile dertleştiğini hissedebilir. Özellikle dönüşümde bir sabah kalktığında kendini devasa bir böcek olarak bulan Gregor Samsa üzerinden tarif ettiği çaresizlik, itilmişlik, her şeye rağmen yaşamaya çalışmanın ağır baskısı birçoğumuzu temsil eder. Ama sanırım hiçbirimiz bu duyguları böylesi etkileyici ifade edemezdik. Eğer ölümsüzlük iksiri diye bir şey varsa, bence Kafka bu kitapla ölümsüzlük iksirini yudumlamış ve ölümsüzleşmiştir.
Atsız'ın Kürşad'ın 40 çerisinden birine verdiği isim. Hem cüssesi hem de savaşçılığıyla ünlü. Çinli bir filozofla konuştuktan sonra, felsefe ile açlığın tokluğa dönüşeceğini umarak filozof olmaya karar vermiş, felsefenin karın doyurmayacağını anladıktan sonra vazgeçmiştir.
Günümüzde sözlüğümüz kurucu yazarlarından ve tasarımcılarından biri olmaya karar vermiştir.
(bkz:Bozkurtların ölümü)
2. Abdühamit'i savunmayan(bkz:Doğu Perinçek) görünce midesi bulanan İstiklal Marşı'nın yazarı güreşçi, yüzücü, şair yani çok yönlü mükemmel bir adam.
özellikle ademden önce ve yarı otobiyografik romanı martin eden ile kendisini sevdiren üretken yazar, denizci, boksör, altın arayıcısı.
Genelde türk hükümdarlarının hikayelerini yazar. Alp er tunga ve mete han kitaplarını birkaç kez okumuştum. Betimlemelerini ve olay örgülerini beğeniyorum.
Rudyard kipling'e ait bu şiirin orijinal adı "if". Bende Çeviri şiirin Şairinin duygusunu aktaramayacağı önyargısını yıkan şiirdir. İlk defa okuduğunda Türkçe yazılsa ancak bu kadar güzel olabilirmiş demiş ve tekrar tekrar okumuştum. Çeviriyi bize rahmetli Bülent ecevit kazandırmış. İyi okumalar...

ADAM OLMAK

çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden

döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir. (bkz:Rudyard kipling)
(bkz:david eagleman)'in mükemmel kitabı. bu sene okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyendi. kısa bir alıntı; "Öyleyse nedir gerçeklik? Gerçeklik, yalnızca sizin seyredebildiğiniz ve kapatamadığınız bir televizyon programı gibidir. Ancak ne büyük bir şans ki, izlemeyi umabileceğiniz en ilginç programdır bu: kurgudan geçmiş ve kişiselleştirilmiş halde, yalnızca sizin için sunulan bir program."
Spoiler içerebilir!
Cengiz Aytmatov'un bütün kitaplarını okuduğumu sanıyordum ki bir kitap sitesinde rastladım Kassandra Damgası'na. Roman kahramanı Filofey insanlığın gitgide kötülüğe saplandığı bir dünyada, embriyoların isyankar sinyallerini açığa çıkarır ve bu yolla insanlığın uyanışını sağlamaya çalışır. Çıktığı uzay yolculuğunda isteyerek uzay aracında kalır ve dünyaya dönmeyi reddeder. Uzayda inzivaya çekilse de insanoğlunun dünyaya gelişi üzerine araştırmalar yapar ve embriyoların dünyaya gelmek istemediklerine dair bazı kassandra damgası adını verdiği birtakım işaretler keşfeder ve bunu dünya kamuoyuna duyurur. Kitap bu olayınnsanlar arasında yarattığı kaosu el alır. Kitabın iskeletinde bu olay var. Etrafında ise hiç de yabancı olmadığımız iki yüzlü siyaset, hırslar uğruna telef edilmiş onurlar ve herşey rağmen kalabalığa karşı direnmeye çalışan bir avuç insan... Kitap boyunca insanlığın bataklıkta çırpınışı görebiliyoruz. Romanı okurken gerçekten bu dünyaya gelmek isteyip istemediğimiz sorulsaydı sanırım çok da olumlu bir sonuç ortaya çıkmazdı diye düşünmeden edemedim. Etrafımda dünyaya geldiğine bin pişman birçok insan olduğunu görünce üstat çok doğru bir noktaya değinmiş diyebiliyorum. İyi okumalar... Roman kahramanı Filofey insanlığın gitgide kötülüğe saplandığı bir dünyada, embriyoların isyankar sinyallerini açığa çıkarır ve bu yolla insanlığın uyanışını sağlamaya çalışır. Çıktığı uzay yolculuğunda isteyerek uzay aracında kalır ve dünyaya dönmeyi reddeder. Uzayda inzivaya çekilse de insanoğlunun dünyaya gelişi üzerine araştırmalar yapar ve embriyoların dünyaya gelmek istemediklerine dair bazı kassandra damgası adını verdiği birtakım işaretler keşfeder ve bunu dünya kamuoyuna duyurur. Kitap bu olayın insanlar arasında yarattığı kaosu el alır.
Uyuduk... Uyandık:
Yeni bir gün doğmuş.
Senin ellerinde bahar
Benim yüreğimde kış korkusu...

Bitti gölgelikte şenlik...
Perdeler toplandı.
Akşamdı...
Ellerimde beyaz güller,
Kızıla boyandı.

Kasımdı
Bir köşede küskün,
Sakız sardunyalar,
Yerini bulamamış
Güneşe hasret...

Uyuduk... Uyandık:
Düşümüzden çıktılar,
Tüm kötü adamlar
ve tüm sayrılıklar...

Gölgelikte son kez oynaştı
Tüm gölgeler...
Sonra hepsi birden
Toplaşıp gittiler.
ÇINGI Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi. Kayseride aylık olarak yayınlanıyor.
Mutaassıp bir ailede baskı ile büyüyen rabianın hafızlık serüveni ile sinekli Bakkaldan paşa konağına uzanan hayat yolculuğunu anlatır. Aynı şehirde iki farklı dünya vardır. Birinin kökleri geçmişten kopmak istemez, diğeri ise köklerine düşman. Anne hafız, baba meddah, Rabia ise hepsinden biraz. Halide Edip'in ölümsüz eseridir. (bkz:Halide Edip adıvar)
Butimar yeni dönemin başarılı yazarlarından Kaan Murat Yanık kitabı. Sürükleyici bir anlatımı var. Okurken kendimi kitabın içinde hissettiğim nadir yeni dönem romanlardan. Şehir tasvirlerinde, özellikle İstanbul tasvirlerinde, çok sevdiğim bir yazar olan İhsan Oktay anar'ın kitaplarının tadı gelmişti bana. (İstanbul'a gittiğimde özellikle galata'da, balat'ta sanki sokak aralarından roman kahramanları her an bu dünyaya dalacakmış gibi gezmiştim.)
Psikolojik çözümlemeleri, gerçek ve gerçek üstü olaylar arasındaki geçişler çok iyi. Bu geçişler sırasında rüyada dolaşıyormuş hissi uyanıyor insanda.
Yazma meraklısı biri olarak çoğu zaman cümleleri ben kurmuşum gibi benimsediğim için yazarın affına sığınırım :) Türk Edebiyatında yeni yazarları eserleri tanımak isteyenlere tavsiye ederim.
İç kapakta yer alan şu cümle beni benden almıştı: "esasen dev bir yarayım ben. Ana rahmine düştüğüm an duyumsadım acıyı. Kaburgalarımı saran sezgilerim gitmem gereken yeri tarif edip durdular yıllarca. Ruhumun ortasına çöken gitme arzusuna bir süre sonra mukavemet göstermedim ve oraya gitme isteğiyle ayağa kalkmaya çalıştım. Fakat ne zaman yürümeye yeltensem dönüp dolaşıp bu dev yarayı; kendimi tavaf etmekten öteye geçemedim."
(bkz:Kaan Murat Yanık)
(bkz:Uzakları şarkısı)
1844-1900 yılları arasında yaşamış, farklı konularda farklı üslüplar kullanarak yazılar yazmış filozof, filolog, yazar.
dostoyevski'nin ilmek ilmek kurgulanmış, ölmeden önceki bıraktığı son başyapıtı.