hiç kitap okuma alışkanlığımın olmadığı bir dönemde okumaya başlayıp sadece 2 günde bitirdiğim mükemmel roman
çok sevdiğim şiirlerden olan bir ahmed arif şiiri. rasim öztekin'in seslendirmesi vardır, kesinlikle onun sesinden de dinlemenizi öneririm.


(bkz:ahmed arif)
geniş psikoloji birikimini ve yazarlık yeteneğini kullanarak kaliteli eserler veren üretken yazar. 22 şubat 1942 tarihinde nazi baskısına dayanamayarak eşiyle birlikte brezilya'da intihar eder.
(bkz:yılmaz erdoğan)'ın kapağı yüzünden biraz umutsuzca başlasam da hilmi karakterinin bölümleriyle beynimde bir yer edinen güzel oyunu. bu da en güzel kısmı;

"Hilmi - Sen dün ve bugün olanları anladın da, olacakları mı merak ediyorsun Emrullah kardeşim? Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak ediyor ki seneye yazılacak kitapları? Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen neden merak eder başka gezegenlerdeki hayatı? Geçmişi ve bugünü ne zaman bitirdiniz de geleceği sorguluyorsunuz? Hala işler kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslararası ilişkilerde!... Saçma bir mesaj kaygısına dönüşmüş bütün dillerde "savaşa hayır" cümlesi... Evet ama oraya bomba atılmasının bir sebebi var kardeşim diye düşünenler var, ölülerin fotoğraflarına bakanlar arasında... Her ülkenin sınır komşuları dost ve kardeş, düşman ülkeler... Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız. Oyunları savaş gibi görenler, savaşı da oyun gibi görüyorlar elbet... Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş!... Bir şeyi, bir kadını, bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazı..." -sayfa 79
"yer yüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır", dedi yüreği delikanlıya. "Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu, pek az insan izliyor; oysa bu yol, Kişisel Menkıbenin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.

-Paul Coelho
2016 yılında "Güneşin altında söylenmemiş söz var, her söz sahibini arar" sözüyle yayın hayatına başlamış Samsun merkezli edebiyat dergisi. Söylenmemiş sözleri sahiplenerek Türk Edebiyat literatüründe yerini almıştır.
http://edebice.net/
(bkz:david eagleman)'in mükemmel kitabı. bu sene okuduğum kitaplar arasında beni en çok etkileyendi. kısa bir alıntı; "Öyleyse nedir gerçeklik? Gerçeklik, yalnızca sizin seyredebildiğiniz ve kapatamadığınız bir televizyon programı gibidir. Ancak ne büyük bir şans ki, izlemeyi umabileceğiniz en ilginç programdır bu: kurgudan geçmiş ve kişiselleştirilmiş halde, yalnızca sizin için sunulan bir program."
Henryk Sienkiewicz'in akıcı ve atmosferik tasvirleriyle giden bir kitabı. Bu kitaptan çok keyif almıştım. Çünkü aynı isimli Mount and blade oyununu oynarken kitaptan oyun yapıldığını öğrenince o hevesle bulup okumuştum. Ayrıca yine aynı isimde bir de film yapılmıştır.
2. Abdühamit'i savunmayan(bkz:Doğu Perinçek) görünce midesi bulanan İstiklal Marşı'nın yazarı güreşçi, yüzücü, şair yani çok yönlü mükemmel bir adam.
" İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki acizlik var, tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var." (bkz:Sabahattin Ali)
1844-1900 yılları arasında yaşamış, farklı konularda farklı üslüplar kullanarak yazılar yazmış filozof, filolog, yazar.
Mihail bulgakov'un güzel kurgulanmış kitabıdır. Rusyada hor görülen bir sokak köpeğinin hayatına bir profesörün girmesiyle gelişen olaylar konu edilir.
Bu sene içerisinde okuduğum en etkileyici bölüm (bkz:milan kundera)

"kapıyı çalıyor ve kendinden beş yaş büyük ağabeyi kapıyı açıyor. el sıkışıp birbirlerine bakıyorlar. bunlar son derece yoğun bakışlar ve meselenin ne olduğunu ikisi de çok iyi biliyorlar: kardeş kardeşe süratle, belli etmeden birbirlerinin saçlarını, kırışıklıklarını, dişlerini kayda geçiriyorlar; ikisi de karşısındakinin yüzünde ne aradığını biliyor ve ikisi de ötekinin aynı şeyi kendisinde aradığını biliyor. bundan utanıyorlar, çünkü aradıkları şey, ötekini ölümden ayıran olası mesafe ya da daha hoyratça söylersek, ötekinde beliren ölümü arıyorlar. bu ölümcül sürüşü çabucak bitirmek istiyor ve onlara bu uğursuz birkaç saniyeyi unutturacak bir cümle bulmak için telaşlanıyorlar, bir hitap, bir soru ya da mümkünse (bu tanrı'nın bir armağanı olurdu) bir şaka
(ama onları kurtaracak hiçbir şey gelmiyor).

"gelsene," diyor sonunda ağabeyi ve josef'i omuzlarından tutarak salona götürüyor." -sayfa 43
George Orwell tarafından 40lı yıllarda yazılmış yüksek öngörü içeren distopya romanıdır. Henüz bu kitaptan daha iyisini okumadım(vakıf serisini henüz okumadığımı belirtmem gerek) . Politik bir roman olup baskıcı bir iktidarı anlatır. Büyük birader tapınma seansları, nefret seansları ve jurnalcilik gibi konular üzerinden kurgulanmıştır. Bunun yanı sıra kitabın 1949 yılında, 1984 yılı düşünülerek yazılmış olması sebebiyle, yazarın öngörüleri ciddi anlamda şaşırtıcı. Teknolojinin gelişimi bile Orwel'den biraz geri kalmış gibi. Zira elimizdeki akıllı cihazlarla konumumuzun anında belirlenebilir olması, dost sohbetinde geçen herhangi bir konuda anında reklam almamız, sosyal medya yoluyla politik algılarımızın eğilimlerimize göre kontrol altında tutulması ve istenildiği anda istenilen hedefe yönlendirilmesi gibi bir çok konuyu düşününce Orwell'in zamanda yolculuk yaptığı fikrine kapılmıştım. Mutlaka okunmalı. Aynı adlı tiyatro oyununu Rutkay AZİZ'den izlemiştim ama konusu gereği kabus havasında bir oyundu. Ama kitabını şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca yazarın "Hayvan Çiftliği" kitabı da mutlaka okunmalı.
türk edebiyatında okuduğum en farklı, en sarsıcı romandır benim için. oğuz atayı çok anlatamam, kelimeler kifayetsiz kalır. okuyun derim. (bkz:oğuz atay)
Şanlı Türk askerinin canla başla savaşıp 1 milyon askere yakın şehit verip yine de düşman geçirmeyen kahramanların destanıdır. 18 MART ZAFERİNİ KUTLUYOR ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN DİYORUZ <3<3<3
soylu, çevresince bilinen bir adam ansızın bir suç işlemenin zevkine varınca bu zevk onu uçuruyor ve yıllardır kendinden sakladığı kendiyle ani bir buluşma yaşıyor, ardından şehrin en karanlık köşelerine girerek kendini kirli sokakların ortasında buluyor. kendini yeni yeni fark eden bu adamın öyküsünden muhakkak herkes kendinden bir şeyler bulacaktır. hikaye başta çok kısa bir süreliğine sıkıcı gelse dahi zweig farkını ilerleyen zamanlarda her zaman olduğu gibi hissettiriyor. şahsım adına söyleyebilirim ki zweig'ın benim gözümde en iyi eserlerindendir.

(bkz:stefan zweig)
dostoyevski'nin ilmek ilmek kurgulanmış, ölmeden önceki bıraktığı son başyapıtı.