ÇINGI Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi. Kayseride aylık olarak yayınlanıyor.
Cehennemi mahşerde aramayın, nasılsa kimsenin sizi anlamadığı yerde bulacaksınız.
ivan aleksandroviç gonçarov adlı Rus bir yazar tarafından yazılmış klasik bir eser. romana adını veren baş karakter oblomov, tembelliğin vücut bulmuş halidir, ancak bu vücut insan içine çıkmaya bile üşenmektedir. ancak bu tembelliğinin yanında dürüst ve iyi bir insandır. bu kitaptan sonra ruslar, aşırı tembelliği tanımlamak için "oblomovluk" diye bir deyim kullanmaya başlamışlar.
Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle…
Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi.

“Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler.”

Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler
Patron çıkardılar, karşılaştırdılar,
Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler
Şarkılara başladılar ölmüş bir at için
Makaslarını bırakmadılar
Bekleniyorlardı.

“Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
Sen açardın,
Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen!
Tüylerin karaparlaktı. Koşumların,
-kokulu yağlarla ovulup parlatılan-
nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.

Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at!
Toynaklarını liflerle ovardık
Senin karaya boyanırdı koşuşun
Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri.
Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından
Ne güzel gözlerin vardı Kara at!
Binlerce kişi,
-çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut
darmadağın giysileriyle herkes
körler ve cüzzamlılar,
bütün kutsal kitaplar kalabalığı,
ermişler, kargışlılar ve günahlılar
gebe kadınlar, vâz edenler
ve dondurmacılar ve at cambazları ve
tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle
Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve
yalvaçlar…-
ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş
senin mutlu ovanı doldurup
haykırırlardı.
Büyük sesler içinde sen, geçerdin..
...
“Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
En güzeli oydu işte, yüzünün
savaşla ilişkisi.
Boydanboya bir karşıkoyma, denge
ve istekli bir azalma. Onu bilirdik.
O ağaç senin kanınla beslenirdi,
hepimizi besleyen.
Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
senin karşında,
alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği…”

TURGUT UYAR

(bkz:Turgut Uyar) (bkz:Göğe bakma [bkz]Tomris Uyar)durağı[/bkz]
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Turgut Uyar

(bkz:Turgut Uyar)
(bkz:Göğe bakma durağı)
(bkz:Tomris Uyar)
Kelimeleri ruhların süzgecinden süzüp kağıda döken, Türk edebiyatında baş tacı edilmesi gereken yazar. Modernleşme çabası içindeki toplumun çeşitli sınıflardaki bireylerini psikoanalizle bize sunar. Bize anlattığı karakterler hep biraz bize benzer.
(bkz:tutunamayanlar)
ilk beşimdeki yazarlardan (bkz:jack london)'ın bir köpeğin hikayesini köpeğin gözünden ele aldığı kısa romanı

“Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hâli vardır. Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esrime hâli, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hâli sanatçıyı etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar; bir askeri etkisine aldığında o asker cephede savaş çılgınlığına kapılarak düşmanına en ufak merhamet göstermez.” sayfa 37
geniş psikoloji birikimini ve yazarlık yeteneğini kullanarak kaliteli eserler veren üretken yazar. 22 şubat 1942 tarihinde nazi baskısına dayanamayarak eşiyle birlikte brezilya'da intihar eder.
Bulaşıcı bir hastalık olarak ortaya çıkan körlük, bir anda herşeyi nasıl da berbat edebiliyor. Kaos dediğimiz şey ne? Tam olarak yaşadığımız herşey. Kitabı okuduğumda henüz dünya bu kadar çıldırmamıştı. 1 yıllık süreçte doğal afetler, savaşlar, bulaşıcı hastalıklar vb. dünya topyekün sonuna doğru sürüklenirken sadece bir felaket üstünden bize ayna tutan Saramago'ya saygılar....
En kısa ceza
Ömür boyu olandır...
Kimse bilmediğinden.

Kim bilir;
Belki bir yalan'dır...
Kendiliğinden.

Bir korku'dur belki,
Saklanandır...
Çirkinliğinden.

Bir soru olsa gerek;
Sorulmadığındandır...
Birden.

Özdemir asaf
Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz...
Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz.
Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki. (bkz:Özdemir asaf)
''Ölünce Kadar Seninim '' adlı kitabını okudum.Günlük hayatta pek kulanılmayan kelimeleri kullanmak için çok gayret etmiş.(Belki Türkçe sözcükleri kullanma kaygısıdır.)
Kafasına göre bir çok kelimeyi birleştirerek yazmış.
(bkz:moliere)'nin uzun süredir erteleyip nihayet birkaç hafta önce okuyabildiğim güzel eseri

"CLÈANTE: Kimin yaptığı daha çirkin sizce? Muhtaç olduğu bir parayı satın alanın mı, yoksa hiç işine yaramayan bir parayı çalanın mı?" -sayfa 36
Butimar yeni dönemin başarılı yazarlarından Kaan Murat Yanık kitabı. Sürükleyici bir anlatımı var. Okurken kendimi kitabın içinde hissettiğim nadir yeni dönem romanlardan. Şehir tasvirlerinde, özellikle İstanbul tasvirlerinde, çok sevdiğim bir yazar olan İhsan Oktay anar'ın kitaplarının tadı gelmişti bana. (İstanbul'a gittiğimde özellikle galata'da, balat'ta sanki sokak aralarından roman kahramanları her an bu dünyaya dalacakmış gibi gezmiştim.)
Psikolojik çözümlemeleri, gerçek ve gerçek üstü olaylar arasındaki geçişler çok iyi. Bu geçişler sırasında rüyada dolaşıyormuş hissi uyanıyor insanda.
Yazma meraklısı biri olarak çoğu zaman cümleleri ben kurmuşum gibi benimsediğim için yazarın affına sığınırım :) Türk Edebiyatında yeni yazarları eserleri tanımak isteyenlere tavsiye ederim.
İç kapakta yer alan şu cümle beni benden almıştı: "esasen dev bir yarayım ben. Ana rahmine düştüğüm an duyumsadım acıyı. Kaburgalarımı saran sezgilerim gitmem gereken yeri tarif edip durdular yıllarca. Ruhumun ortasına çöken gitme arzusuna bir süre sonra mukavemet göstermedim ve oraya gitme isteğiyle ayağa kalkmaya çalıştım. Fakat ne zaman yürümeye yeltensem dönüp dolaşıp bu dev yarayı; kendimi tavaf etmekten öteye geçemedim."
(bkz:Kaan Murat Yanık)
(bkz:Uzakları şarkısı)
Meczup kitabını okuduğumda ne kadar beğenmemiş olsam da, ermiş'te hakkında oluşan olumsuz düşüncelerimi yıkan yazar
irlandalı yazar samuel beckett in yazdığı tiyatro oyunu.

"Dünyadaki gözyaşı miktarı sabittir. ağlamaya başlayan biri için, bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı."
"bugünkü ahlak insanın kendi çağının örneğini benimsemekten başka bir şey değil. bence çağının örneğini benimsemek en büyük ahlaksızlıktır."

dorian gray'in portresi, oscar wilde
roman karakteri harry içinde keşfettiği bozkırkurdu ile bir yaşam sürmeye başlar. kendi kimliğinde beliren zıt karaktere bozkırkurdu adını vermiştir. harry sonuna kadar hayatı yaşamaya zorlarken kendini, bozkırkurdu onu bambaşka diyarlara sürer. harry hayatı,öğrenmiş, yada öğrendiğini zannetmiş yetişkin bir insan. kitap boyunca bu mücadele görülecektir. kitabın başlangıcında bozkırkurdu üzerine incelemede şu şekilde tanımlanacaktır: "gecelerin insanı olması da bozkırdurdunun belirgin özellikleri arasındaydı. sabah onun için, günün korkup çekindiği, kendisine hiç uğurlu gelmemiş bir vaktiydi. yaşamında hiçbir sabah yoktu ki, şöyle doğru dürüst bir neşeyle, doğru dürüst bir sevinçle dolmuş olsun içi; öğle öncesinde hiçbir saat yoktu ki, elinden iyi bir iş çıkmış, aklına parlak düşünceler gelmiş, kendisinin ve başkalarının yüzünü güldürebilmiş olsun. ancak öğleden sonraları ısınıp canlanıyor, iyi günlerinde ancak akşamüzerleri verimli, enerjik biri olup çıkıyor, bir kor gibi yanıp tutuşuyor bazen,gönlü şenlendiriyordu. yalnızlık ve bağımsızlık gereksinimi de işte buradan kaynaklanmaktaydı."(bkz:herman hesse)
Çek asıllı yahudi bir ailenin çocuğu olan Kafka, bir yazarı ölümsüz yapabilecek eserleri ortaya çıkarabilecek yeterince acı tecrübeye sahip bir yazar. Yazar 1. Dünya savaşını, devletlerin çöküşünü, dünyan yeni bir düzene doğru giderken insanların oradan oraya nasıl sürüklendiğini görmüş, bunun yanı sıra babasından hiçbir zaman onay alamamış bir adam olmanın ağırlığını her zaman üzerinde hissetmiştir. Acı içinde kıvranan ruhunun meyveleridir kitapları. O yüzden değerlidir. Ruhunda kopan fırtınaları okuyucusuyla paylaşmak, yükünü hafifletmek gayesiyle yazmadı belki de... Ama okuyucu her okuduğu kitapta Kafka ile dertleştiğini hissedebilir. Özellikle dönüşümde bir sabah kalktığında kendini devasa bir böcek olarak bulan Gregor Samsa üzerinden tarif ettiği çaresizlik, itilmişlik, her şeye rağmen yaşamaya çalışmanın ağır baskısı birçoğumuzu temsil eder. Ama sanırım hiçbirimiz bu duyguları böylesi etkileyici ifade edemezdik. Eğer ölümsüzlük iksiri diye bir şey varsa, bence Kafka bu kitapla ölümsüzlük iksirini yudumlamış ve ölümsüzleşmiştir.