Gabriel Garcia marquez'in uzun öyküsüdür. Beklemek cehennemdir demiş Shakespeare. Neyi beklediğinizin çok da bir önemi yok aslında. Beklenen şey her ne olursa olsun gelmedikçe, kavuşulamadıkça acı veren bir cehenneme dönüşüyor. Hikaye boyunca, insan bu kadar acı çekerken aynı zamanda nasıl oluyor da bu kadar umutlu olabiliyor sorusu dönüp durdu kafamda. Yılmadan herşeye rağmen yıkılmadan beklemek. İnsanı gelmeyene bağladığı umut ayakta tutuyor belki de...
Cehennemi mahşerde aramayın, nasılsa kimsenin sizi anlamadığı yerde bulacaksınız.
irlandalı yazar samuel beckett in yazdığı tiyatro oyunu.

"Dünyadaki gözyaşı miktarı sabittir. ağlamaya başlayan biri için, bir yerlerde bir başkası keser ağlamayı."
19. yüzyılda yaşamış rus yazar. sadece üç kitap yazmıştır. bunların en önemlisi ve dünyaca tanınanı oblomov dur.
Babası prusya, annesi İrlanda göçmeni ırgat bir ailenin çocuğu olan yazar kaliforniyanın salinas kentinde 1902 yılında doğmuştur. Gazap üzümleri eseriyle pulitzer ödülüne layık görülmüştür. Bitmeyen kavga, fareler ve insanlar, cennetin doğusu, sardalye sokağı, başlıca eserleri arasındadır. Yazara 1962 yılında edebiyat dalında nobel ödülü verilmiştir. Eserlerinde işçilerin yaşam mücadelesi, gündelik hayatları ve insan ilişkilerini işlemiş olan yazarın ilk okuduğum eseri cennetin doğusu'dur. Diğer eserlerini de merakla okuyacağım. (bkz:Cennetin doğusu)
''Ölünce Kadar Seninim '' adlı kitabını okudum.Günlük hayatta pek kulanılmayan kelimeleri kullanmak için çok gayret etmiş.(Belki Türkçe sözcükleri kullanma kaygısıdır.)
Kafasına göre bir çok kelimeyi birleştirerek yazmış.
İkinci yeninin öncü şairlerinden biri olan Turgut Uyar Türk şiirinin önemli isimlerindendir. İlk şiiri yad olup 1947de yedigün dergisinde yayınlanmıştır. Aynı zamanda şiir kitabının ismi olan göğe bakma durağı şiirinden bir dörtlük, sosyal medyada göğe bakarak çekilmiş fotoğraflara mutlaka eşlik eder. Etmesin mi etsin tabi. Şiir de insanı anlatmaz mı sonuçta.
Şairin Tomris Uyara olan aşkını bilmeyen yoktur. Bir de dönemin ünlü şairleri ile birlikte düzenlenen bir ölmeme günü hikayesi var. Aynı Masada Turgut Uyar, Tomris Uyar, edip Cansever, cemal Süreyya...masada neler konuşulmuş, ne şiirler söylenmiştir kim bilir.
(bkz:Tomris Uyar)(bkz:İkinci yeni)(bkz:Göğe bakma durağı)(bkz:Tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatır şiirdir) (bkz:Terziler geldiler)
1844-1900 yılları arasında yaşamış, farklı konularda farklı üslüplar kullanarak yazılar yazmış filozof, filolog, yazar.
aynı zamanda iktisatçı, düşünür, tarihçi, siyasetçi olan çok yönlü yazarımızdır. yaşadığı dönemini suyu arayan adam adlı otobiografisinde anlatmıştır. başlıca kitapları "tek adam","ikinci adam" ,"Lenin ve Leninizm", "İnkılâp ve Kadro", "İktisad Mücadelesinde Köy Muallimi ", "Halk İçin İktisadî Bilgiler ","Suyu Arayan Adam", "Menderes’in Dramı", "Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa", "Türkiye Ekonomisi", "Toprak Uyanırsa", "İhtilalin Mantığı", "Kahramanlar Doğmalıydı","Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar", "Lider ve Demagog"
kaynak:https://www.biyografya.com/biyografi/2316

(bkz:suyu arayan adam)
ivan aleksandroviç gonçarov adlı Rus bir yazar tarafından yazılmış klasik bir eser. romana adını veren baş karakter oblomov, tembelliğin vücut bulmuş halidir, ancak bu vücut insan içine çıkmaya bile üşenmektedir. ancak bu tembelliğinin yanında dürüst ve iyi bir insandır. bu kitaptan sonra ruslar, aşırı tembelliği tanımlamak için "oblomovluk" diye bir deyim kullanmaya başlamışlar.
George Orwell tarafından 40lı yıllarda yazılmış yüksek öngörü içeren distopya romanıdır. Henüz bu kitaptan daha iyisini okumadım(vakıf serisini henüz okumadığımı belirtmem gerek) . Politik bir roman olup baskıcı bir iktidarı anlatır. Büyük birader tapınma seansları, nefret seansları ve jurnalcilik gibi konular üzerinden kurgulanmıştır. Bunun yanı sıra kitabın 1949 yılında, 1984 yılı düşünülerek yazılmış olması sebebiyle, yazarın öngörüleri ciddi anlamda şaşırtıcı. Teknolojinin gelişimi bile Orwel'den biraz geri kalmış gibi. Zira elimizdeki akıllı cihazlarla konumumuzun anında belirlenebilir olması, dost sohbetinde geçen herhangi bir konuda anında reklam almamız, sosyal medya yoluyla politik algılarımızın eğilimlerimize göre kontrol altında tutulması ve istenildiği anda istenilen hedefe yönlendirilmesi gibi bir çok konuyu düşününce Orwell'in zamanda yolculuk yaptığı fikrine kapılmıştım. Mutlaka okunmalı. Aynı adlı tiyatro oyununu Rutkay AZİZ'den izlemiştim ama konusu gereği kabus havasında bir oyundu. Ama kitabını şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca yazarın "Hayvan Çiftliği" kitabı da mutlaka okunmalı.
güzel, akıcı temiz bir türkçe ile yazıyor hasan ali toptaş ile "Kuşlar yasına gider" kitabı ile tanışmıştım. bu kitapra okuduğumuz bir memleket hikayesidir.kitabı okurken olay kurgusu hakkında çok fazla bir beklentim yoktu. çünkü mekan ve yaşantı fazlasıyla bizdi. fakat bende sanki yazar yanı başımda hikayesini anlatıyormuş gibi bir etki uyandırdı ve bir çırpıda zevkle bitirdim kitabı.diğer eserlerini okunacaklar listeme aldım.
başlıca eserleri:öyküleri: bir gülüşün kimliği, yoklar fısıltısı, ölü zaman gezginleri, şiir kitabı:yalnızlıklar , romanlar: sonsuzluğa nokta, gölgesizler, kayıp hayaller kitabı, kuşlar yasına gider

(bkz:kuşlar yasına gider)
" İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki acizlik var, tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var." (bkz:Sabahattin Ali)
Kelimeleri ruhların süzgecinden süzüp kağıda döken, Türk edebiyatında baş tacı edilmesi gereken yazar. Modernleşme çabası içindeki toplumun çeşitli sınıflardaki bireylerini psikoanalizle bize sunar. Bize anlattığı karakterler hep biraz bize benzer.
(bkz:tutunamayanlar)
ÇINGI Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi. Kayseride aylık olarak yayınlanıyor.
ilk beşimdeki yazarlardan (bkz:jack london)'ın bir köpeğin hikayesini köpeğin gözünden ele aldığı kısa romanı

“Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hâli vardır. Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esrime hâli, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hâli sanatçıyı etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar; bir askeri etkisine aldığında o asker cephede savaş çılgınlığına kapılarak düşmanına en ufak merhamet göstermez.” sayfa 37
Şevket Süreyya aydemir, tarihimizin en önemli ve en zor dönemini kendi hayat hikayesi üzerinden anlatıyor. balkan harbi, 1. dünya savaşı, bolşevik ihtilali, osmanlı imparatorluğunun çöküşü, çarlık rusyanın yıkılması, cumhuriyetin ilanı, Atatürk'ün yaptığı devrimler gibi çok önemli olayları kendi bakış açısından sunduğu kitaptır. kominizmden milli kurtuluş hareketine kadar geçen sürede, savaşlar, ihtilaller, çöküşler, hapis hayatı, devrimler görmüştür. aynı zamanda milli ekonomimizin gelişmesinde önemli görevlerde bulunmuştur. bu yolculukta kendi hayatı hikayesi için şöyle söyleyecektir: inişleri, yokuşları, geçitleri ve dönemeçleriyle garip bir yaşantı.bazen sükun, bazen tehlike anları içinde uzanıp giden garip bir yol.ümitleri, aşkları veya yenilgileriyle bazen renkli, bazen hiçlikten ibaret bir hikaye. bu hikayede bilinmeyen bir el yolumuzu çizmiştir. ümit oyalamıştır. fikir sürüklemiş, tehlike yolumuzu süslemiştir. aşklarımız ise, bütün bunların üstünde, bütün varlığımıza kanat gererek ve hepsinden daha derin, bütün hayatımız boyunca yaşantımıza değer ve mana vermiştir. öyle ki, ben şimdi başımı çevirip arkama baktığım zaman, bütün bunlar bir arada ve hepsi birden, bana her halkası ayrı ayrı yaşanmaya değer bir ömür derin hazzını veriyor. son hükmüm şudur: eğer yeniden dünyaya gelseydim, gene kendi hayatımı yaşardım."(bkz:şevket süreyya aydemir)
Uyuduk... Uyandık:
Yeni bir gün doğmuş.
Senin ellerinde bahar
Benim yüreğimde kış korkusu...

Bitti gölgelikte şenlik...
Perdeler toplandı.
Akşamdı...
Ellerimde beyaz güller,
Kızıla boyandı.

Kasımdı
Bir köşede küskün,
Sakız sardunyalar,
Yerini bulamamış
Güneşe hasret...

Uyuduk... Uyandık:
Düşümüzden çıktılar,
Tüm kötü adamlar
ve tüm sayrılıklar...

Gölgelikte son kez oynaştı
Tüm gölgeler...
Sonra hepsi birden
Toplaşıp gittiler.
2. Abdühamit'i savunmayan(bkz:Doğu Perinçek) görünce midesi bulanan İstiklal Marşı'nın yazarı güreşçi, yüzücü, şair yani çok yönlü mükemmel bir adam.
Sanırım milattan sonra birde
Şöyle demişti falcı kadın, içmeden esrimişte.
Roma orospu oldu, hem orospu yatağı şimdi,
Sığır oldu çıktı Sezar,
Tanrı da yahudi...
Yağız atlar kişnedi, meşin kırbaç şakladı,
Bir dakika araba yerinde durakladı.
Neden sonra sarsıldı altımda demir yaylar,
Gözlerimin önünden geçti kervansaraylar...
Gidiyordum, gurbeti gönlümle duya duya,
Ulukışla yolundan Orta Anadolu'ya.
İlk sevgiye benzeyen ilk acı, ilk ayrılık!
Yüreğimin yaktığı ateşle hava ılık,
Gök sarı, toprak sarı, çıplak ağaçlar sarı...
Arkada zincirlenen yüksek Toros Dağları,
Önde uzun bir kışın soldurduğu etekler,
Sonra dönen, dönerken inleyen tekerlekler...
(bkz:Faruk Nafiz Çamlıbel)