profesyonel olduğu alanda eserler vermeyi seven ve bunu başarılı bir şekilde yapan ünlü psikiyatrist, yazar.
özellikle ademden önce ve yarı otobiyografik romanı martin eden ile kendisini sevdiren üretken yazar, denizci, boksör, altın arayıcısı.
ilk beşimdeki yazarlardan (bkz:jack london)'ın bir köpeğin hikayesini köpeğin gözünden ele aldığı kısa romanı

“Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hâli vardır. Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esrime hâli, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hâli sanatçıyı etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar; bir askeri etkisine aldığında o asker cephede savaş çılgınlığına kapılarak düşmanına en ufak merhamet göstermez.” sayfa 37
(bkz:yılmaz erdoğan)'ın kapağı yüzünden biraz umutsuzca başlasam da hilmi karakterinin bölümleriyle beynimde bir yer edinen güzel oyunu. bu da en güzel kısmı;

"Hilmi - Sen dün ve bugün olanları anladın da, olacakları mı merak ediyorsun Emrullah kardeşim? Hiç kitap okumayan bir adam niçin merak ediyor ki seneye yazılacak kitapları? Bu dünyada bile yaşamayı beceremeyen neden merak eder başka gezegenlerdeki hayatı? Geçmişi ve bugünü ne zaman bitirdiniz de geleceği sorguluyorsunuz? Hala işler kalleşçe hallediliyor ikili ve uluslararası ilişkilerde!... Saçma bir mesaj kaygısına dönüşmüş bütün dillerde "savaşa hayır" cümlesi... Evet ama oraya bomba atılmasının bir sebebi var kardeşim diye düşünenler var, ölülerin fotoğraflarına bakanlar arasında... Her ülkenin sınır komşuları dost ve kardeş, düşman ülkeler... Doğru düzgün top bile oynayamıyorlar kavgasız. Oyunları savaş gibi görenler, savaşı da oyun gibi görüyorlar elbet... Aynı kadına sevdalananlar birbirini vuruyor, aynı şeyden nefret edenler can ciğer arkadaş!... Bir şeyi, bir kadını, bir erkeği ya da bir ülkeyi sevmenin cezası ölüm bile olabiliyor bazı..." -sayfa 79
Henryk Sienkiewicz'in akıcı ve atmosferik tasvirleriyle giden bir kitabı. Bu kitaptan çok keyif almıştım. Çünkü aynı isimli Mount and blade oyununu oynarken kitaptan oyun yapıldığını öğrenince o hevesle bulup okumuştum. Ayrıca yine aynı isimde bir de film yapılmıştır.
Bu sene içerisinde okuduğum en etkileyici bölüm (bkz:milan kundera)

"kapıyı çalıyor ve kendinden beş yaş büyük ağabeyi kapıyı açıyor. el sıkışıp birbirlerine bakıyorlar. bunlar son derece yoğun bakışlar ve meselenin ne olduğunu ikisi de çok iyi biliyorlar: kardeş kardeşe süratle, belli etmeden birbirlerinin saçlarını, kırışıklıklarını, dişlerini kayda geçiriyorlar; ikisi de karşısındakinin yüzünde ne aradığını biliyor ve ikisi de ötekinin aynı şeyi kendisinde aradığını biliyor. bundan utanıyorlar, çünkü aradıkları şey, ötekini ölümden ayıran olası mesafe ya da daha hoyratça söylersek, ötekinde beliren ölümü arıyorlar. bu ölümcül sürüşü çabucak bitirmek istiyor ve onlara bu uğursuz birkaç saniyeyi unutturacak bir cümle bulmak için telaşlanıyorlar, bir hitap, bir soru ya da mümkünse (bu tanrı'nın bir armağanı olurdu) bir şaka
(ama onları kurtaracak hiçbir şey gelmiyor).

"gelsene," diyor sonunda ağabeyi ve josef'i omuzlarından tutarak salona götürüyor." -sayfa 43
"yer yüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır", dedi yüreği delikanlıya. "Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu, pek az insan izliyor; oysa bu yol, Kişisel Menkıbenin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.

-Paul Coelho
hiç kitap okuma alışkanlığımın olmadığı bir dönemde okumaya başlayıp sadece 2 günde bitirdiğim mükemmel roman
aynı zamanda iktisatçı, düşünür, tarihçi, siyasetçi olan çok yönlü yazarımızdır. yaşadığı dönemini suyu arayan adam adlı otobiografisinde anlatmıştır. başlıca kitapları "tek adam","ikinci adam" ,"Lenin ve Leninizm", "İnkılâp ve Kadro", "İktisad Mücadelesinde Köy Muallimi ", "Halk İçin İktisadî Bilgiler ","Suyu Arayan Adam", "Menderes’in Dramı", "Makedonya’dan Orta Asya’ya Enver Paşa", "Türkiye Ekonomisi", "Toprak Uyanırsa", "İhtilalin Mantığı", "Kahramanlar Doğmalıydı","Kırmızı Mektuplar ve Son Yazılar", "Lider ve Demagog"
kaynak:https://www.biyografya.com/biyografi/2316

(bkz:suyu arayan adam)
Büyük umutlarla başladığım ancak olayların çok çok hızlı ilerlemesi ve betimleme eksiklikleri yüzünden beklentilerimi karşılamayan (bkz:Yusuf atılgan) kitabı.
İkinci yeninin öncü şairlerinden biri olan Turgut Uyar Türk şiirinin önemli isimlerindendir. İlk şiiri yad olup 1947de yedigün dergisinde yayınlanmıştır. Aynı zamanda şiir kitabının ismi olan göğe bakma durağı şiirinden bir dörtlük, sosyal medyada göğe bakarak çekilmiş fotoğraflara mutlaka eşlik eder. Etmesin mi etsin tabi. Şiir de insanı anlatmaz mı sonuçta.
Şairin Tomris Uyara olan aşkını bilmeyen yoktur. Bir de dönemin ünlü şairleri ile birlikte düzenlenen bir ölmeme günü hikayesi var. Aynı Masada Turgut Uyar, Tomris Uyar, edip Cansever, cemal Süreyya...masada neler konuşulmuş, ne şiirler söylenmiştir kim bilir.
(bkz:Tomris Uyar)(bkz:İkinci yeni)(bkz:Göğe bakma durağı)(bkz:Tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatır şiirdir) (bkz:Terziler geldiler)
Rudyard kipling'e ait bu şiirin orijinal adı "if". Bende Çeviri şiirin Şairinin duygusunu aktaramayacağı önyargısını yıkan şiirdir. İlk defa okuduğunda Türkçe yazılsa ancak bu kadar güzel olabilirmiş demiş ve tekrar tekrar okumuştum. Çeviriyi bize rahmetli Bülent ecevit kazandırmış. İyi okumalar...

ADAM OLMAK

çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden

döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir. (bkz:Rudyard kipling)
Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına.
Daha dün doğmuşuz sanki
Yeni okula başlamışız
Yeni sevmişiz...
Öyle çabuk geçiyor ki günler
Hele sen de bir bak hayatına
Yarın bitecek sanki her şey
Yarın ölecek gibiyiz.
Daha doymamışız yaşamasına
Günlerimiz dün bir, bugün iki
Sakın bir şey bırakma yarına
Yarın yok ki. (bkz:Özdemir asaf)
1844-1900 yılları arasında yaşamış, farklı konularda farklı üslüplar kullanarak yazılar yazmış filozof, filolog, yazar.
Babası prusya, annesi İrlanda göçmeni ırgat bir ailenin çocuğu olan yazar kaliforniyanın salinas kentinde 1902 yılında doğmuştur. Gazap üzümleri eseriyle pulitzer ödülüne layık görülmüştür. Bitmeyen kavga, fareler ve insanlar, cennetin doğusu, sardalye sokağı, başlıca eserleri arasındadır. Yazara 1962 yılında edebiyat dalında nobel ödülü verilmiştir. Eserlerinde işçilerin yaşam mücadelesi, gündelik hayatları ve insan ilişkilerini işlemiş olan yazarın ilk okuduğum eseri cennetin doğusu'dur. Diğer eserlerini de merakla okuyacağım. (bkz:Cennetin doğusu)
(bkz:hüseyin nihal atsız)'ın derleme hikayelerinden oluşturulmuş bir kitap.


"Gemi yavaş yavaş batıyordu. Rüzgâr durmuştu. Sanki kâinat nefes almaktan korkuyordu." - sayfa 35

"Ebedi bir beyazlık ve uğuldayan fırtına... İhtiyar baba ve küçük kız gidiyorlar. Yollar uzuyor. Çünkü yollar kahpedir. Yollar elemle uzar ve sevinçle kısalır... Soğuk... Fırtına... Ümitsizlik ve... Uzayan yollar... İhtiyar, küçük kızın elini daha sıkı tutuyor: "Haydi kızım" diyor, "gece basmadan köye varalım" ve fırtına kuduruyor..." - sayfa 40

"Kız susuyor... Erkek de susuyor... Yaramaz kuş yoruluyor ve tembel böcek uykuya dalıyor... Ay... O, bütün esrarı biliyor... Ay herşeyi görüyor... Fakat Ay naziktir... Ve kendi fazlalığını anlıyor: Bulutun arkasına çekiliyor..." - sayfa 56

"Ey savaş!.. Sen acı ve korkunç, kanlı ve berbat, çirkin ve yıpratıcısın… Fakat sen büyük ve azametlisin… Bunun içindir ki insanlar sana ebediyen tapınacaklardır." - sayfa 69
Çarpıcı bir kitap. Yazar en sağlam yumruklarını okurlarının kişiliklerine vuruyor. Kitap boyunca acı ama gerçek konuşan bir dosttan azarla karışık nasihat dinliyormuşsun hissi veriyor insana. Mesela şöyle:"senin yaptığın bütün bu ufa tefek önemsiz şeyler, senin gibilerin durumunun düzelmesi umudunu biraz daha Uzaklara itiyor. Bu ağlanacak bir durumdur, küçük adam, üzücü, çok üzücü bir durumdur. Bu üzüntüyü duymamak için, küçük kötü şakalar yapıyor ve bunlara halk güldürüsü adını veriyorsun. Kendine dair şakaları duyuyor ve başkalarıyla birlikte bunlara kahkahalarla gülüyorsun. Kendinle alay ettiğinden gülüyor değilsin. Küçük adama gülüyorsun sen, ama kendine güldüğünü, gülünecek halde olduğunu bilmiyorsun."
(bkz:moliere)'nin uzun süredir erteleyip nihayet birkaç hafta önce okuyabildiğim güzel eseri

"CLÈANTE: Kimin yaptığı daha çirkin sizce? Muhtaç olduğu bir parayı satın alanın mı, yoksa hiç işine yaramayan bir parayı çalanın mı?" -sayfa 36
osmanlı'nın son dönemlerini ve cumhuriyetin ilk yıllarını yaşamış Türkçü yazar. haristan ve gülistan adlı hikayelerinin toplandığı kitabını okudum. buradaki hikayelerini gerçekçi bir anlatımla yazmış.
çok sevdiğim şiirlerden olan bir ahmed arif şiiri. rasim öztekin'in seslendirmesi vardır, kesinlikle onun sesinden de dinlemenizi öneririm.


(bkz:ahmed arif)
Butimar yeni dönemin başarılı yazarlarından Kaan Murat Yanık kitabı. Sürükleyici bir anlatımı var. Okurken kendimi kitabın içinde hissettiğim nadir yeni dönem romanlardan. Şehir tasvirlerinde, özellikle İstanbul tasvirlerinde, çok sevdiğim bir yazar olan İhsan Oktay anar'ın kitaplarının tadı gelmişti bana. (İstanbul'a gittiğimde özellikle galata'da, balat'ta sanki sokak aralarından roman kahramanları her an bu dünyaya dalacakmış gibi gezmiştim.)
Psikolojik çözümlemeleri, gerçek ve gerçek üstü olaylar arasındaki geçişler çok iyi. Bu geçişler sırasında rüyada dolaşıyormuş hissi uyanıyor insanda.
Yazma meraklısı biri olarak çoğu zaman cümleleri ben kurmuşum gibi benimsediğim için yazarın affına sığınırım :) Türk Edebiyatında yeni yazarları eserleri tanımak isteyenlere tavsiye ederim.
İç kapakta yer alan şu cümle beni benden almıştı: "esasen dev bir yarayım ben. Ana rahmine düştüğüm an duyumsadım acıyı. Kaburgalarımı saran sezgilerim gitmem gereken yeri tarif edip durdular yıllarca. Ruhumun ortasına çöken gitme arzusuna bir süre sonra mukavemet göstermedim ve oraya gitme isteğiyle ayağa kalkmaya çalıştım. Fakat ne zaman yürümeye yeltensem dönüp dolaşıp bu dev yarayı; kendimi tavaf etmekten öteye geçemedim."
(bkz:Kaan Murat Yanık)
(bkz:Uzakları şarkısı)