(bkz:beyin) kitabı ile kendisiyle tanıştığım bilimi anlatılabilecek en akıcı ve en sürükleyici şekilde anlatma yeteneğine sahip güzel yazar
çok sevdiğim şiirlerden olan bir ahmed arif şiiri. rasim öztekin'in seslendirmesi vardır, kesinlikle onun sesinden de dinlemenizi öneririm.


(bkz:ahmed arif)
Çarpıcı bir kitap. Yazar en sağlam yumruklarını okurlarının kişiliklerine vuruyor. Kitap boyunca acı ama gerçek konuşan bir dosttan azarla karışık nasihat dinliyormuşsun hissi veriyor insana. Mesela şöyle:"senin yaptığın bütün bu ufa tefek önemsiz şeyler, senin gibilerin durumunun düzelmesi umudunu biraz daha Uzaklara itiyor. Bu ağlanacak bir durumdur, küçük adam, üzücü, çok üzücü bir durumdur. Bu üzüntüyü duymamak için, küçük kötü şakalar yapıyor ve bunlara halk güldürüsü adını veriyorsun. Kendine dair şakaları duyuyor ve başkalarıyla birlikte bunlara kahkahalarla gülüyorsun. Kendinle alay ettiğinden gülüyor değilsin. Küçük adama gülüyorsun sen, ama kendine güldüğünü, gülünecek halde olduğunu bilmiyorsun."
1898-1957 yıllarında yaşamış edebiyatımızın sayılı denemecilerindendir.
eleştiri ve deneme alanında eserler vermiştir.
"insan bazen yanı başındaki bir kitapta bütün hayatının yazılı olduğunun farkına varamıyor"
ivan aleksandroviç gonçarov adlı Rus bir yazar tarafından yazılmış klasik bir eser. romana adını veren baş karakter oblomov, tembelliğin vücut bulmuş halidir, ancak bu vücut insan içine çıkmaya bile üşenmektedir. ancak bu tembelliğinin yanında dürüst ve iyi bir insandır. bu kitaptan sonra ruslar, aşırı tembelliği tanımlamak için "oblomovluk" diye bir deyim kullanmaya başlamışlar.
Doğa öz, sistem biçimdir. Doğa erdem, sistem tezgahtır! Doğa ölçüdür, doğa tarafsızdır; doğa affetmez ve acımaz, hükmü sürdürecek ve öcünü alacaktır. Ölüm de bunlardan biridir.
(bkz:Osman Pamukoğlu)
''Ölünce Kadar Seninim '' adlı kitabını okudum.Günlük hayatta pek kulanılmayan kelimeleri kullanmak için çok gayret etmiş.(Belki Türkçe sözcükleri kullanma kaygısıdır.)
Kafasına göre bir çok kelimeyi birleştirerek yazmış.
Sizin alınız al inandım
Morunuz mor inandım
Tanrınız büyük âmenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Bütün ağaçlarla uyumuşum
Kalabalık ha olmuş ha olmamış
Sokaklarda yitirmiş cebimde bulmuşum
Ama ağaçlar şöyleymiş
Ama sokaklar böyleymiş
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Aşkım da değişebilir gerçeklerim de
Pırıl pırıl dalgalı bir denize karşı
Yangelmişim dizboyu sulara
Hepinize iyi niyetle gülümsüyorum
Hiçbirinizle döğüşemem
Siz ne derseniz deyiniz
Benim bir gizli bildiğim var
Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Ben tam dünyaya göre
Ben tam kendime göre
Ama sizin adınız ne
Benim dengemi bozmayınız

Turgut Uyar

(bkz:Turgut Uyar)
(bkz:Göğe bakma durağı)
(bkz:Tomris Uyar)
En kısa ceza
Ömür boyu olandır...
Kimse bilmediğinden.

Kim bilir;
Belki bir yalan'dır...
Kendiliğinden.

Bir korku'dur belki,
Saklanandır...
Çirkinliğinden.

Bir soru olsa gerek;
Sorulmadığındandır...
Birden.

Özdemir asaf
Sanırım milattan sonra birde
Şöyle demişti falcı kadın, içmeden esrimişte.
Roma orospu oldu, hem orospu yatağı şimdi,
Sığır oldu çıktı Sezar,
Tanrı da yahudi...
Devletin kalemini niye kırdın?İdam mahkumunun mahkeme hakiminesorduğu soru. Cevap: Oğlum sen manyak mısın? Mahkumun cevabı: Hayır ben ülkücüyüm.Emine Özgenç'in romanı GÜLDÜREN İŞKENCE romanından alıntıdır.
Şanlı Türk askerinin canla başla savaşıp 1 milyon askere yakın şehit verip yine de düşman geçirmeyen kahramanların destanıdır. 18 MART ZAFERİNİ KUTLUYOR ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN DİYORUZ <3<3<3
Oğuz Atay'ın yazdığı tiyatro oyunu.
Türk aydınının çoğunluğunun içinde bulunduğu garip durumu anlatır. Okuduğunuzda, bu durumun, sadece aydınlar için değil, belli bir eğitimden geçmiş kişiler için de geçerli olduğu gerçeğini fark etmenize neden olur.

"Ey zavallı milletim dinle! Şu anda hepimiz burada seni kurtarmak için toplanmış bulunuyoruz. Çünkü ey milletim, senin hakkında, az gelişmiştir, geri kalmıştır gibi söylentiler dolaşıyor. Ey sevgili milletim neden böyle yapıyorsun? Neden az gelişiyorsun? Niçin bizden geri kalıyorsun? Bizler bu kadar çok gelişirken geri kaldığın için hiç utanmıyor musun? Hiç düşünmüyor musun ki, sen neden geri kalıyorsun diye durmadan düşünmekten, biz de istediğimiz kadar ilerleyemiyoruz. Fakir fukaranın hayatının anlatan zengin yazarlarımıza gece kulüplerinde içtikleri viskileri zehir oluyor. Zengin takımının hayatını gözlerimizin önüne seren meteliksiz yazarlarımız da aslında şu fakir milleti düşündükleri için, küçük meyhanelerinde ağız tadıyla içemiyorlar. Ey şu fakir milletim! Aslında seni anlatamıyoruz. Sefil ruhlarımızın korkak karanlığını anlatıyoruz. İşte onun için sana yanaşamıyoruz. Senin yanında bir sığıntı gibi yaşıyoruz. Hiç utanmıyor muyuz? Hiç utanmıyoruz."
(bkz:moliere)'nin uzun süredir erteleyip nihayet birkaç hafta önce okuyabildiğim güzel eseri

"CLÈANTE: Kimin yaptığı daha çirkin sizce? Muhtaç olduğu bir parayı satın alanın mı, yoksa hiç işine yaramayan bir parayı çalanın mı?" -sayfa 36
"bugünkü ahlak insanın kendi çağının örneğini benimsemekten başka bir şey değil. bence çağının örneğini benimsemek en büyük ahlaksızlıktır."

dorian gray'in portresi, oscar wilde
Geç tanıdığım bir şair Suat taşer. bu şiirini sevdim. aç yüreklerimizin besini umudun şiiri:
Yaşamak ummaktır.
Yeşil yapraklar umar
şu beli bükülmüş agaç,
yelkenler rüzgar umar
bir kız tanırım, sarışın
sevgilisini esmer umar.

Aç karnına istiklal umar
Bombay'lı amale, Cava'lı topraksız,
Hamburg'lu ana ekmek umar,
Paris'li çocuk intikam
ben sulh umarım
Ramazan oğlu Recep
kışlanın duvarına vermiş sırtını
memleketten mektup umar
ve her talim dönüşünde,
her nöbete çıkışında tezkere umar.

Ummaktır yaşamak.
Çık bu saatte evinden
kilitle odanın ve kalbinin kapılarını,
keder seni evde bulmasın,
pişmanlık geri dönsün kapından.
Vehimlerini azat et;
soyun hatıralarından,
tazelensin adımlarındaki kuvvet
doğacak günü yolda karşıla:
yeni umutlarla başlar yeni gün;
tahammül umuttan doğar.
Zaman bizim dostumuzdur, unutma
en az HÜRRİYET kadar.

Ummaktır yaşamak.
İbret al, ders al geceden
çevir başını gökyüzüne
yıldızlara bak.
Güneşli sabahların umududur yıldızlar.

Bir vedalık hükmü var hayatın,
ölümün vakti saati sorulmaz.
Serçe kuşu gibidir umut,
dal yorulur, serçe yorulmaz.

Suat Taşer
(bkz:suat taşer)
Farsça yıldız demekmiş sitare. bu kadar güzel bir şiir nasıl hayat bulmuş diye merak edebilirsiniz. Ya da etmeyip sadece sözcüklerin büyüsüne bırakabilirsiniz kendinizi. tercih sizin tabi ki. Şiir çok uzun olduğu için buraya sığmadı. devamını merak edenler bağlantıdan devam edebilir. (bkz:dilaver cebeci)

Nerden çıktın karşıma böyle Sitare
Efsaneler dökülüyor gülüşlerinde
Kirpiklerin yüreğime batıyor
Telaşlı bir kalabalığın ortasında
Ayaküstü konuşuyoruz
Nedimin nigehban nergisleri gibi
Üstümüzde bütün nazarlar
Çok utanıyorum Sitare
Dün oturup hesap ettim
Sen doğduğun zaman
Ben bir askeri mektepte talebeymişim
Sen bilmezsin Sitare
Burada gündüzler çekip durduğumuz bir mercan tespih
Geceler içinde uyuduğumuz birer siyah buluttu
Her akşam dokuzda yat borusu çalardı
Yat borusu baştan aşağı hüzün çalardı
Bir derin uykuya atardım kendimi
Siyah benli bir kız düşlerime kaçardı
Bende onu alır anamın düşlerine kaçardım

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Seninle konuşurken Sitare
Aklıma yıldızlar dökülüyor
Bir çaresiz Zühre oluyorsun Babil caddelerinde
Ateş gözlü kahinler koşuyorlar arkandan
Binlerce meşalenin ışığı kımıldıyor saçlarında
Gökyüzü salkım salkım
Zigguratlar tıklım tıklım
Dönüp dolaşıp dudaklarına takılıyor aklım
Ah benim bu akıldan sıyrılmış aklım
Kimi gün boşlukta konacak yer bulamayan
Kimi gün inatçı yosunlar gibi kepez diplerine yapışan aklım
Gözlerine baktığım zaman Sitare
Bütün çöllere ay doğuyor
Yoldaş ediyorum kendime İmrül Kays'ı Antere'yi A'şa'yı
En kuytu vahaları dolaşıyorum
Hangi vahaya gitsem çadırlar sökülmüş Sitare
Çadırla su arasında bir cılga var
O cılgada narin ayak izlerin var
Durgun suya düşüp kalmış gözlerin var

Bu azgın kalabalıkta seni tam duyamıyorum
Gözlerin mi daha sıcak gülüyor
Yoksa dudakların mı anlayamıyorum

Bazan sapsarı bir benizle geliyorsun
Yorgun çizgileri alnında uykusuzluğun
Biliyorum içinde bir sızı var
Bıçak ağzı gibi bir sızı var
Bu sızıdır işte seni verimsiz kılan
Züheyr'in Suad'ı gibi keremsiz kılan
Kuzeyden güneye
Güneyden kuzeye
...
özellikle ademden önce ve yarı otobiyografik romanı martin eden ile kendisini sevdiren üretken yazar, denizci, boksör, altın arayıcısı.
"Vicdanımız başkalarına verilen acının hiç farkına varmaz, ta ki bize de acı verdiği bir noktaya ulaşana dek. İstisnasız her olayda, bir başkasının acısına tamamen ilgisizizdir, ta ki onun çektiği acı bizi rahatsız edene dek."

(bkz:Mark twain)