Babası prusya, annesi İrlanda göçmeni ırgat bir ailenin çocuğu olan yazar kaliforniyanın salinas kentinde 1902 yılında doğmuştur. Gazap üzümleri eseriyle pulitzer ödülüne layık görülmüştür. Bitmeyen kavga, fareler ve insanlar, cennetin doğusu, sardalye sokağı, başlıca eserleri arasındadır. Yazara 1962 yılında edebiyat dalında nobel ödülü verilmiştir. Eserlerinde işçilerin yaşam mücadelesi, gündelik hayatları ve insan ilişkilerini işlemiş olan yazarın ilk okuduğum eseri cennetin doğusu'dur. Diğer eserlerini de merakla okuyacağım. (bkz:Cennetin doğusu)
George Orwell tarafından 40lı yıllarda yazılmış yüksek öngörü içeren distopya romanıdır. Henüz bu kitaptan daha iyisini okumadım(vakıf serisini henüz okumadığımı belirtmem gerek) . Politik bir roman olup baskıcı bir iktidarı anlatır. Büyük birader tapınma seansları, nefret seansları ve jurnalcilik gibi konular üzerinden kurgulanmıştır. Bunun yanı sıra kitabın 1949 yılında, 1984 yılı düşünülerek yazılmış olması sebebiyle, yazarın öngörüleri ciddi anlamda şaşırtıcı. Teknolojinin gelişimi bile Orwel'den biraz geri kalmış gibi. Zira elimizdeki akıllı cihazlarla konumumuzun anında belirlenebilir olması, dost sohbetinde geçen herhangi bir konuda anında reklam almamız, sosyal medya yoluyla politik algılarımızın eğilimlerimize göre kontrol altında tutulması ve istenildiği anda istenilen hedefe yönlendirilmesi gibi bir çok konuyu düşününce Orwell'in zamanda yolculuk yaptığı fikrine kapılmıştım. Mutlaka okunmalı. Aynı adlı tiyatro oyununu Rutkay AZİZ'den izlemiştim ama konusu gereği kabus havasında bir oyundu. Ama kitabını şiddetle tavsiye ederim. Ayrıca yazarın "Hayvan Çiftliği" kitabı da mutlaka okunmalı.
ÇINGI Aylık Kültür ve Edebiyat Dergisi. Kayseride aylık olarak yayınlanıyor.
"insan bazen yanı başındaki bir kitapta bütün hayatının yazılı olduğunun farkına varamıyor"
İkinci yeninin öncü şairlerinden biri olan Turgut Uyar Türk şiirinin önemli isimlerindendir. İlk şiiri yad olup 1947de yedigün dergisinde yayınlanmıştır. Aynı zamanda şiir kitabının ismi olan göğe bakma durağı şiirinden bir dörtlük, sosyal medyada göğe bakarak çekilmiş fotoğraflara mutlaka eşlik eder. Etmesin mi etsin tabi. Şiir de insanı anlatmaz mı sonuçta.
Şairin Tomris Uyara olan aşkını bilmeyen yoktur. Bir de dönemin ünlü şairleri ile birlikte düzenlenen bir ölmeme günü hikayesi var. Aynı Masada Turgut Uyar, Tomris Uyar, edip Cansever, cemal Süreyya...masada neler konuşulmuş, ne şiirler söylenmiştir kim bilir.
(bkz:Tomris Uyar)(bkz:İkinci yeni)(bkz:Göğe bakma durağı)(bkz:Tel cambazının tel üstündeki durumunu anlatır şiirdir) (bkz:Terziler geldiler)
İnsanlar doğuştan iyidir, sizce de öyle midir yoksa içi karanlık insanların kendini avutma biçimi midir ?
İnsanlar doğuştan ne iyidir ne de kötüdür. İnsan kendi belirler ne olduğunu, kimine göre yapılan kötülük iyiliktir kimine göre yapılan kötülük iyiliktir. Kısaca kime göre neye göre, bir bakıma bu durum adem ve Havva dan mı geldik yoksa hücrelerden mi meydana geldik sorularını da getirir. Adem ve Havva nın ceza için yollandığı dünyada yaşıyoruz acaba onlar da iyiler miydi de sürgün edildiler. Cennete girmek için iyi olmak mı zorundayız? Cehennem sadece kötüler için midir? Peki ya kötü insanlar kendi çaplarında yaptıklarını iyilik olarak görüyorsa cehennemi hak eder mi ? yoksa günümüzün iyilik kavramında olma mecburiyetinde mi olmak zorundalar cennet için. Bilmiyoruz çünkü her insanın iyilik anlayışı farklıdır kötülük de buna dahildir tıpkı Adem ve Havva nın, kendinden başka içlerinin kimsenin bilememesi gibi. Diğer bir duruma göre hücrelerden meydana geldik acaba o dönemin insanları nasıldı? Bilinçsiz bir organizma mıydı? yoksa saf doğuştan iyi bir varlık mıydı? Günümüze bakılırsa tüm dünyanın dilinden düşmeyen meşhur ırkçılık kelimesi. Acaba ırkçılık yapan insanalar iyi midir , yoksa ırkçılık yaptıkları insanlar kötü müdür ? En basit cevabı ise yetiştirilme biçimidir. Bir insanın kötü olma sebebi ailesidir, tam tersi olarak iyi olması da ailesi ile ilgilidir fakat nereye kadar ? Bir insan iyi ya da kötü olduğunu sorgulamaya başladığı zaman anlar, bir şeyin özüne indiğinde anlar evreni, kahinatı sorguladığında anlar Adem ve Havva dan mı geldik? Onlar sandığımız kadar iyi midir? Bizi Tanrı mı yarattı ? Yoksa hücrelerden mi meydana geldik ? soruları bunların en çok rastlanılan sorularıdır. Sokrates in de dediği gibi “Sorgulanmamış hayat yaşamaya değmez” düşünmenin sınırı yoktur. Bir insan ne kadar sorgularsa, düşünürse o kadar kendini tanır, bebeklikten bir yaşa kadar ailesi çocuğun kendini tanımasına yardımcı olur ya da görmek istedikleri insan mı yapmaya çalışırlar ? İyi olanı iyi yapan şey nedir niyet midir? Yoksa doğuştan iyi olması mıdır? Bilemeyiz… İyilik ve Kötülük göreceli bir kavramdır kimine göre iyi biçimde kimine göre kötü…
Bu sene içerisinde okuduğum en etkileyici bölüm (bkz:milan kundera)

"kapıyı çalıyor ve kendinden beş yaş büyük ağabeyi kapıyı açıyor. el sıkışıp birbirlerine bakıyorlar. bunlar son derece yoğun bakışlar ve meselenin ne olduğunu ikisi de çok iyi biliyorlar: kardeş kardeşe süratle, belli etmeden birbirlerinin saçlarını, kırışıklıklarını, dişlerini kayda geçiriyorlar; ikisi de karşısındakinin yüzünde ne aradığını biliyor ve ikisi de ötekinin aynı şeyi kendisinde aradığını biliyor. bundan utanıyorlar, çünkü aradıkları şey, ötekini ölümden ayıran olası mesafe ya da daha hoyratça söylersek, ötekinde beliren ölümü arıyorlar. bu ölümcül sürüşü çabucak bitirmek istiyor ve onlara bu uğursuz birkaç saniyeyi unutturacak bir cümle bulmak için telaşlanıyorlar, bir hitap, bir soru ya da mümkünse (bu tanrı'nın bir armağanı olurdu) bir şaka
(ama onları kurtaracak hiçbir şey gelmiyor).

"gelsene," diyor sonunda ağabeyi ve josef'i omuzlarından tutarak salona götürüyor." -sayfa 43
Rudyard kipling'e ait bu şiirin orijinal adı "if". Bende Çeviri şiirin Şairinin duygusunu aktaramayacağı önyargısını yıkan şiirdir. İlk defa okuduğunda Türkçe yazılsa ancak bu kadar güzel olabilirmiş demiş ve tekrar tekrar okumuştum. Çeviriyi bize rahmetli Bülent ecevit kazandırmış. İyi okumalar...

ADAM OLMAK

çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden

döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir. (bkz:Rudyard kipling)
" İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki acizlik var, tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var." (bkz:Sabahattin Ali)
Uyuduk... Uyandık:
Yeni bir gün doğmuş.
Senin ellerinde bahar
Benim yüreğimde kış korkusu...

Bitti gölgelikte şenlik...
Perdeler toplandı.
Akşamdı...
Ellerimde beyaz güller,
Kızıla boyandı.

Kasımdı
Bir köşede küskün,
Sakız sardunyalar,
Yerini bulamamış
Güneşe hasret...

Uyuduk... Uyandık:
Düşümüzden çıktılar,
Tüm kötü adamlar
ve tüm sayrılıklar...

Gölgelikte son kez oynaştı
Tüm gölgeler...
Sonra hepsi birden
Toplaşıp gittiler.
roman karakteri harry içinde keşfettiği bozkırkurdu ile bir yaşam sürmeye başlar. kendi kimliğinde beliren zıt karaktere bozkırkurdu adını vermiştir. harry sonuna kadar hayatı yaşamaya zorlarken kendini, bozkırkurdu onu bambaşka diyarlara sürer. harry hayatı,öğrenmiş, yada öğrendiğini zannetmiş yetişkin bir insan. kitap boyunca bu mücadele görülecektir. kitabın başlangıcında bozkırkurdu üzerine incelemede şu şekilde tanımlanacaktır: "gecelerin insanı olması da bozkırdurdunun belirgin özellikleri arasındaydı. sabah onun için, günün korkup çekindiği, kendisine hiç uğurlu gelmemiş bir vaktiydi. yaşamında hiçbir sabah yoktu ki, şöyle doğru dürüst bir neşeyle, doğru dürüst bir sevinçle dolmuş olsun içi; öğle öncesinde hiçbir saat yoktu ki, elinden iyi bir iş çıkmış, aklına parlak düşünceler gelmiş, kendisinin ve başkalarının yüzünü güldürebilmiş olsun. ancak öğleden sonraları ısınıp canlanıyor, iyi günlerinde ancak akşamüzerleri verimli, enerjik biri olup çıkıyor, bir kor gibi yanıp tutuşuyor bazen,gönlü şenlendiriyordu. yalnızlık ve bağımsızlık gereksinimi de işte buradan kaynaklanmaktaydı."(bkz:herman hesse)
ivan aleksandroviç gonçarov adlı Rus bir yazar tarafından yazılmış klasik bir eser. romana adını veren baş karakter oblomov, tembelliğin vücut bulmuş halidir, ancak bu vücut insan içine çıkmaya bile üşenmektedir. ancak bu tembelliğinin yanında dürüst ve iyi bir insandır. bu kitaptan sonra ruslar, aşırı tembelliği tanımlamak için "oblomovluk" diye bir deyim kullanmaya başlamışlar.
2. Abdühamit'i savunmayan(bkz:Doğu Perinçek) görünce midesi bulanan İstiklal Marşı'nın yazarı güreşçi, yüzücü, şair yani çok yönlü mükemmel bir adam.
(bkz:moliere)'nin uzun süredir erteleyip nihayet birkaç hafta önce okuyabildiğim güzel eseri

"CLÈANTE: Kimin yaptığı daha çirkin sizce? Muhtaç olduğu bir parayı satın alanın mı, yoksa hiç işine yaramayan bir parayı çalanın mı?" -sayfa 36
Henryk Sienkiewicz'in akıcı ve atmosferik tasvirleriyle giden bir kitabı. Bu kitaptan çok keyif almıştım. Çünkü aynı isimli Mount and blade oyununu oynarken kitaptan oyun yapıldığını öğrenince o hevesle bulup okumuştum. Ayrıca yine aynı isimde bir de film yapılmıştır.
(bkz:Kurt ile Ayı)

Kurt kocadı, kötürüm oldu,
Bunu sezen bir genç atı
Yakaladı kurdu yoldu,
Dedi: 'Haydi tüysüz dayı,

Yürü, yine yiğitlik sat;
Dar et bize yeşil yurdu! '
P*çlerine dedi: 'Fırsat
Kaçırmayın, boğun kurdu! '

Zavallı kurt öldü, inde
Beş yavrusu kaldı öksüz
Fakat bir kaç yıl içinde
Bunlar birer yiğit, gürbüz

Kurt olarak saldırdılar,
Yeşil yurttan ayıların
Vücudunu kaldırdılar.
Çocuklarım ibret alın:
Her bugüne var bir yarın!
En sevdiğim yazarlardan (bkz:milan kundera)'nın başyapıtı...

"Aşırı uçlar, ardında yaşamın sona erdiği sınırlar demektir ve sanatta da politikada da, aşırılığa duyulan tutku, ölüme duyulan örtük bir özlemdir aslında." -sayfa 106
"yer yüzünde her insanın kendisini bekleyen bir hazinesi vardır", dedi yüreği delikanlıya. "Biz yürekler, insanlar artık bu hazineleri bulmak istemedikleri için bunlardan pek ender söz ederiz. Onları küçük çocuklara anlatırız. Sonra herkesi kendi yazgısının yoluna göndermek işini hayata bırakırız. Ne yazık ki, kendisine çizilmiş olan yolu, pek az insan izliyor; oysa bu yol, Kişisel Menkıbenin ve mutluluğun yoludur. İnsanların çoğu dünyayı korkutucu bir şey olarak görüyorlar ve yalnızca bu nedenden dolayı da dünya gerçekten korkutucu bir şey oluyor. O zaman biz yürekler, giderek daha alçak sesle konuşmaya başlıyoruz ama asla susmuyoruz. Ve sözlerimizin duyulmaması için dilekte bulunuyoruz: Kendilerine çizmiş olduğumuz yolu izlemedikleri için insanların acı çekmelerini istemiyoruz.

-Paul Coelho