osmanlı'nın son dönemlerini ve cumhuriyetin ilk yıllarını yaşamış Türkçü yazar. haristan ve gülistan adlı hikayelerinin toplandığı kitabını okudum. buradaki hikayelerini gerçekçi bir anlatımla yazmış.
Terziler geldiler. Kırılmış büyük şeylere benzeyen şeylerle
daha çok koyu renklere ve daha çok ilişkilere
Bir kenti korkutan ve utandıran şeylerle.
Kumaşlar bulundu ve uyuyan kediler okşandı. Sonra
sonsuz çalgısı sevinçsizliğin.
Çay içmeye gidenler vardı akşamüstü, parklara gidenler de
Duruma uymak kısaltıyordu günlerini artamayan eksilmeyen bir hüzünle…
Yorgun ve solgundular, kumaşları buldular, kenti doldurdular
O çelenk onbin yıllıktı, taşıyıp getirdiler
Ölülerini gömmüşlerdi, kalabalıktılar, tozlarını silkmediler
Bütün caddeler boşaldı, herkes yol verdi.

“Tanrıtanır kadınlar ve cumhuriyetçiler
piyangocular, çiçek satın alanlar,
balıkçılar ağlarını, paraketelerini, ırıplarını, oltalarını
zokalarını, çevirmelerini ve kepçelerini topladılar.
Sigaralarını yere atıp söndürdüler sigara içenler.”

Bir şey vardı ısınmaz kalın kumaşların altında, kesip biçtiler
Patron çıkardılar, karşılaştırdılar,
Katlanılmaz bir uykunun sonunu kesip biçtiler
Şarkılara başladılar ölmüş bir at için
Makaslarını bırakmadılar
Bekleniyorlardı.

“Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
Ne güzeldi senin çılgınlığın, ne ulaşılırdı!
Sen açardın,
Otuzüçbin at türünün tek kaynağıydın sen!
Tüylerin karaparlaktı. Koşumların,
-kokulu yağlarla ovulup parlatılan-
nasıl yakışırdı sağrılarına ve göke.

Göke bir ululuk katardı sonsuz biçimin, at!
Toynaklarını liflerle ovardık
Senin karaya boyanırdı koşuşun
Uyandırırdı bütün karaları ve denizleri.
Çılgın kişnemeni duyardık sonsuzun yanıbaşından
Ne güzel gözlerin vardı Kara at!
Binlerce kişi,
-çocuklar, kadınlar, erkekler görkemli yahut
darmadağın giysileriyle herkes
körler ve cüzzamlılar,
bütün kutsal kitaplar kalabalığı,
ermişler, kargışlılar ve günahlılar
gebe kadınlar, vâz edenler
ve dondurmacılar ve at cambazları ve
tecimenler ve kıralcılar ve gemicilerle
Tanrıtanımazlar ve tefeciler ve
yalvaçlar…-
ormanlardan ve kıyılardan ve kıraç yerlerden gelmiş
senin mutlu ovanı doldurup
haykırırlardı.
Büyük sesler içinde sen, geçerdin..
...
“Ey artık ölmüş olan at! -dediler-
En güzeli oydu işte, yüzünün
savaşla ilişkisi.
Boydanboya bir karşıkoyma, denge
ve istekli bir azalma. Onu bilirdik.
O ağaç senin kanınla beslenirdi,
hepimizi besleyen.
Bir ülkeyi yeniden yaratırdı şaşkınlığımız
senin karşında,
alışveriniş, alfabenin, iplik döküntülerinin ve
her şeyi düzeltmeye kalkışmanın yok ettiği…”

TURGUT UYAR

(bkz:Turgut Uyar) (bkz:Göğe bakma [bkz]Tomris Uyar)durağı[/bkz]
Doğa öz, sistem biçimdir. Doğa erdem, sistem tezgahtır! Doğa ölçüdür, doğa tarafsızdır; doğa affetmez ve acımaz, hükmü sürdürecek ve öcünü alacaktır. Ölüm de bunlardan biridir.
(bkz:Osman Pamukoğlu)
''Bir gün bir kitap okudum ve bütün hayatım değişti.'' - Orhan Pamuk / Yeni Hayat

Her şeyi özetleyen bir cümle.
Spoiler içerebilir!
Cengiz Aytmatov'un bütün kitaplarını okuduğumu sanıyordum ki bir kitap sitesinde rastladım Kassandra Damgası'na. Roman kahramanı Filofey insanlığın gitgide kötülüğe saplandığı bir dünyada, embriyoların isyankar sinyallerini açığa çıkarır ve bu yolla insanlığın uyanışını sağlamaya çalışır. Çıktığı uzay yolculuğunda isteyerek uzay aracında kalır ve dünyaya dönmeyi reddeder. Uzayda inzivaya çekilse de insanoğlunun dünyaya gelişi üzerine araştırmalar yapar ve embriyoların dünyaya gelmek istemediklerine dair bazı kassandra damgası adını verdiği birtakım işaretler keşfeder ve bunu dünya kamuoyuna duyurur. Kitap bu olayınnsanlar arasında yarattığı kaosu el alır. Kitabın iskeletinde bu olay var. Etrafında ise hiç de yabancı olmadığımız iki yüzlü siyaset, hırslar uğruna telef edilmiş onurlar ve herşey rağmen kalabalığa karşı direnmeye çalışan bir avuç insan... Kitap boyunca insanlığın bataklıkta çırpınışı görebiliyoruz. Romanı okurken gerçekten bu dünyaya gelmek isteyip istemediğimiz sorulsaydı sanırım çok da olumlu bir sonuç ortaya çıkmazdı diye düşünmeden edemedim. Etrafımda dünyaya geldiğine bin pişman birçok insan olduğunu görünce üstat çok doğru bir noktaya değinmiş diyebiliyorum. İyi okumalar... Roman kahramanı Filofey insanlığın gitgide kötülüğe saplandığı bir dünyada, embriyoların isyankar sinyallerini açığa çıkarır ve bu yolla insanlığın uyanışını sağlamaya çalışır. Çıktığı uzay yolculuğunda isteyerek uzay aracında kalır ve dünyaya dönmeyi reddeder. Uzayda inzivaya çekilse de insanoğlunun dünyaya gelişi üzerine araştırmalar yapar ve embriyoların dünyaya gelmek istemediklerine dair bazı kassandra damgası adını verdiği birtakım işaretler keşfeder ve bunu dünya kamuoyuna duyurur. Kitap bu olayın insanlar arasında yarattığı kaosu el alır.
çok sevdiğim şiirlerden olan bir ahmed arif şiiri. rasim öztekin'in seslendirmesi vardır, kesinlikle onun sesinden de dinlemenizi öneririm.


(bkz:ahmed arif)
En kısa ceza
Ömür boyu olandır...
Kimse bilmediğinden.

Kim bilir;
Belki bir yalan'dır...
Kendiliğinden.

Bir korku'dur belki,
Saklanandır...
Çirkinliğinden.

Bir soru olsa gerek;
Sorulmadığındandır...
Birden.

Özdemir asaf
"Vicdanımız başkalarına verilen acının hiç farkına varmaz, ta ki bize de acı verdiği bir noktaya ulaşana dek. İstisnasız her olayda, bir başkasının acısına tamamen ilgisizizdir, ta ki onun çektiği acı bizi rahatsız edene dek."

(bkz:Mark twain)
Köse Kadı ve Uçtaki Adam,Sokakta,Göç Zamanı Bahaettin Özkişi'den okunacak kitaplar.Ötüken Yayınevinden.
Büyük umutlarla başladığım ancak olayların çok çok hızlı ilerlemesi ve betimleme eksiklikleri yüzünden beklentilerimi karşılamayan (bkz:Yusuf atılgan) kitabı.
Rudyard kipling'e ait bu şiirin orijinal adı "if". Bende Çeviri şiirin Şairinin duygusunu aktaramayacağı önyargısını yıkan şiirdir. İlk defa okuduğunda Türkçe yazılsa ancak bu kadar güzel olabilirmiş demiş ve tekrar tekrar okumuştum. Çeviriyi bize rahmetli Bülent ecevit kazandırmış. İyi okumalar...

ADAM OLMAK

çevrende herkes şaşırsa bunu da senden bilse
sen aklı başında kalabilirsen eğer
herkes senden kuşku duyarken hem kuşkuya yer bırakır
hem kendine güvenebilirsen eğer
bekleyebilirsen usanmadan
yalanla karşılık vermezsen yalana
kendini evliya sanmadan
kin tutmayabilirsen kin tutana

düşlere kapılmadan düş kurabilir
yolunu saptırmadan düşünebilirsen eğer
ne kazandım diye sevinir, ne yıkıldım diye yerinir
ikisine de vermeyebilirsen değer
söylediğin gerçeği eğip büken düzenbaz
kandırabilir diye safları dert edinmezsen
ömür verdiğin işler bozulsa da yılmaz
koyulabilirsen işe yeniden

döküp ortaya varını yoğunu
bir yazı-turada yitirsen bile
yitirdiklerini dolamaksızın dile
baştan tutabilirsen yolunu
yüreğine sinirine dayan diyecek
direncinden başka şeyin kalmasa da
herkesin bırakıp gittiği noktada
sen dayanabilirsen tek

herkesle düşüp kalkar erdemli kalabilirsen
unutmayabilirsen halkı krallarla gezerken
dost da düşman da incitemezse seni
ne küçümser ne de büyültürsen çevreni
her saatin her dakkasına
emeğini katarsan hakçasına
her şeyiyle dünya önüne serilir
üstelik oğlum adam oldun demektir. (bkz:Rudyard kipling)
“Tuhaf, onu özlemiyorum; fazla bir şey hissetmiyor oluşum garip,” dedi Montag. “Ölse bile, az önce fark ettim, üzüleceğimi sanmıyorum.
Bu doğru değil. Bende bir bozukluk olmalı."
“Dinle,” dedi Granger onun kolunu tutup elleriyle geçmeleri için çalıları aralayarak birlikte yürürken, “Bir heykeltıraş olan büyükbabam ben çocukken öldü. Ayrıca verebilecek çok fazla sevgisi olan çok iyi bir adamdı ve şehrimizin bir sürü gecekondu semtinin temizlenmesinde büyük yardımları olmuştu. Bize oyuncaklar da yapardı.
Yaşarken milyonlarca şey yapmıştı. Elleri her zaman bir şeyler yapmakla meşgul olurdu. Ve öldüğü zaman, birden onun için ağlamadığımı, fakat yaptığı şeyler için ağladığımı fark ettim. Ağladım, çünkü artık onları hiçbir zaman yapamayacak, tahta parçalarını oyamayacak, bize arka bahçede kumru ve güvercin yetiştirmede yardım edemeyecek, her zaman yaptığı gibi keman çalamayacak ve şakalar yapamayacaktı. O bizim bir parçamızdı ve öldüğü zaman bütün hareketleri bir daha tekrarlanmamak üzere durdu ve öldü.

(bkz:ray bradbury)
Geç tanıdığım bir şair Suat taşer. bu şiirini sevdim. aç yüreklerimizin besini umudun şiiri:
Yaşamak ummaktır.
Yeşil yapraklar umar
şu beli bükülmüş agaç,
yelkenler rüzgar umar
bir kız tanırım, sarışın
sevgilisini esmer umar.

Aç karnına istiklal umar
Bombay'lı amale, Cava'lı topraksız,
Hamburg'lu ana ekmek umar,
Paris'li çocuk intikam
ben sulh umarım
Ramazan oğlu Recep
kışlanın duvarına vermiş sırtını
memleketten mektup umar
ve her talim dönüşünde,
her nöbete çıkışında tezkere umar.

Ummaktır yaşamak.
Çık bu saatte evinden
kilitle odanın ve kalbinin kapılarını,
keder seni evde bulmasın,
pişmanlık geri dönsün kapından.
Vehimlerini azat et;
soyun hatıralarından,
tazelensin adımlarındaki kuvvet
doğacak günü yolda karşıla:
yeni umutlarla başlar yeni gün;
tahammül umuttan doğar.
Zaman bizim dostumuzdur, unutma
en az HÜRRİYET kadar.

Ummaktır yaşamak.
İbret al, ders al geceden
çevir başını gökyüzüne
yıldızlara bak.
Güneşli sabahların umududur yıldızlar.

Bir vedalık hükmü var hayatın,
ölümün vakti saati sorulmaz.
Serçe kuşu gibidir umut,
dal yorulur, serçe yorulmaz.

Suat Taşer
(bkz:suat taşer)
Şanlı Türk askerinin canla başla savaşıp 1 milyon askere yakın şehit verip yine de düşman geçirmeyen kahramanların destanıdır. 18 MART ZAFERİNİ KUTLUYOR ŞEHİTLERİMİZİN RUHU ŞAD OLSUN DİYORUZ <3<3<3
ilk beşimdeki yazarlardan (bkz:jack london)'ın bir köpeğin hikayesini köpeğin gözünden ele aldığı kısa romanı

“Varoluşun zirvesini gösteren, hayatın artık daha fazla yükselemediği bir kendinden geçme hâli vardır. Yaşamanın çelişkisi de odur ki bu kendinden geçme, esrime hâli, insan ancak en hayat doluyken ve insanın ancak hayatta olduğunu tamamen unutmasıyla gelir. Bu hayatı unutma hâli sanatçıyı etkisine aldığında bir alev gibi ondan dışarı taşar; bir askeri etkisine aldığında o asker cephede savaş çılgınlığına kapılarak düşmanına en ufak merhamet göstermez.” sayfa 37
Mutaassıp bir ailede baskı ile büyüyen rabianın hafızlık serüveni ile sinekli Bakkaldan paşa konağına uzanan hayat yolculuğunu anlatır. Aynı şehirde iki farklı dünya vardır. Birinin kökleri geçmişten kopmak istemez, diğeri ise köklerine düşman. Anne hafız, baba meddah, Rabia ise hepsinden biraz. Halide Edip'in ölümsüz eseridir. (bkz:Halide Edip adıvar)
(bkz:yılmaz erdoğan)'ın şiir kitabı. nadiren şiirlerini beğenirim ve bence en iyi şiiri bu kitapta

her şey yapılabilir
bir beyaz kağıtla
uçak örneğin uçurtma mesela
altına konulabilir
bir ayağı ötekinden kısa olduğu için
sallanan bir masanın
veya şiir yazılabilir
süresi ötekilerden kısa
bir ömür üzerine.

bir beyaz kağıda
her şey yazılabilir
senin dışında
güzelliğine benzetme bulmak zor
sen iyisi mi sana benzemeye çalışan
her şeyden
bir gülden bir ilk bir sonbahardan sor
belki tabiattadır çaresi
senin bir çiçeğe bu kadar benzemenin
ve benim
bilinci nasırlı bir bahçıvan çaresizliğim
anlarım bitkiden filan
ama anlatamam
toprağın güneşle konuşmasını
sana çok benzeyen bir çiçek yoluyla

sen bana ışık ver yeter
bende filiz çok
köklerim içimde gizlidir
gelen giden açan soran bere budak yok
bir şiir istersin
“içinde benzetmeler olan”
kusura bakma sevgilim
heybemde sana benzeyecek kadar
güzel bir şey yok

uzun bir yoldan gelen
tedariksiz katıksız bir yolcuyum
yaralı yarasız sevdalardan geçtim
koynumda bir beyaz kağıt boşluğu
her şeyi anlattım
olan olmayan acıtan sancıtan
bilsem ki sana varmak içindi
bütün mola sancıları
bütün stabilize arkadaşlıklar
daha hızlı koşardım
severadım gelirdim
gözlerinin mercan maviliğine

sana bakmak
suya bakmaktır
sana bakmak
bir mucizeyi anlamaktır

sağa sola bakmadan yürüdüğüm yollar tanıktır
aşk sorgusunda şahanem
yalnız kelepçeler sanıktır
ne yazsam olmuyor
çünkü bilenler hatırlar
hem yapılmış hem yapma çiçek satanlar
bahçıvanlar değil tüccarlardır
sen öyle göz
sen öyle toprak ve güneş ortaklığı
sen teninde cennet kayganlığı iken
sana şiir yazmak ahmaklıktır

bir tek söz kalır
dişlerimin arasından
ben sana gülüm derim
gülün ömrü uzamaya başlar

verdiğim bütün sözler
sende kalsın isterim
ben sana gülüm derim
gül sana benzediği için ölümsüz
yazdığım bütün şiirler
sana başlayan bir kitap için önsöz

sana bakmak
bir beyaz kağıda bakmaktır
her şey olmaya hazır
sana bakmak
suya bakmaktır
gördüğün suretten utanmak
sana bakmak
bütün rastlantıları reddedip
bir mucizeyi anlamaktır
sana bakmak
Allah’a inanmaktır
" İçimizdeki şeytan yok... İçimizdeki acizlik var, tembellik var. İradesizlik, bilgisizlik ve bunların hepsinden korkunç bir şey; hakikatleri görmekten kaçma eğilimi var." (bkz:Sabahattin Ali)
Sanırım milattan sonra birde
Şöyle demişti falcı kadın, içmeden esrimişte.
Roma orospu oldu, hem orospu yatağı şimdi,
Sığır oldu çıktı Sezar,
Tanrı da yahudi...